orucu bozan haller3


28/8/2009 · Kategori: GUNCEL

Orucu Bozan Seyler
Oruca aykiri olan bir seyin yapilmasi halinde oruç bozulur. Orucu bozan bazi seyler hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Orucu bozan bazi seylerden dolayi da sadece kaza gerekir.
Orucu Bozup Kaza ve Keffareti Gerektiren Seyler
1. Oruçlu oldugunu bilerek yemek ve içmek (yenilip içilen sey ister gida, ister ilâç olsun).
2. Oruçlu oldugunu bile bile cinsel iliskide bulunmak.
Kari-kocadan biri ötekine zorla cinsel iliskide bulundugu takdirde zorla iliskide bulunana kaza ve keffaret, kendisine zorla iliskide bulunulan kisiye de kaza lâzim gelir.
3. Agzina giren yagmur, kar ve doluyu kendi istegiyle yutmak.
4. Sigara içmek, öd agaci veya anber ile tütsülenip dumanini içeri çekmek.
5. Enfiye çekmek.
6. Bugday ve arpa tanesi yutmak.
7. Disardan bir susam tanesi kadar bir seyi alip yutmak.
8. Yenmesi alisilmis olan çamur, kil ve kömür gibi seyleri yemek. (Bazi kimseler bunlari severek yerler.)
9. Az miktarda tuz yemek.
10. Karisinin veya sevdigi bir kimsenin tükürügünü yutmak. (Bundan zevk aldigi için kaza ve keffaret gerekir. Baskasinin tükürügünden igrendigi için bundan keffaret gerekmez.)
11. Kan aldirdiktan veya sadece karisini öptükten sonra orucu bozuldugu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.
Ramazan ayinda niyet ederek oruca baslayan kimse, saydigimiz seylerden birini bilerek ve özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmus olur. Bozulan bu orucu kaza etmesi ve kasten bozdugu için de keffaret tutmasi gerekir.
Keffareti Düsüren Seyler
Keffareti gerektiren bir seyi yaparak orucunu bozan kimse, ayni gün oruç tutamayacak derecede hastalanir veya kadin ayhali yahut da lohusa olursa keffaret düser, yani keffaret orucu tutmasi gerekmez. Ancak hastaligin kendi istegi disinda olmasi sarttir. Kendisi kasten hastaliga sebep olursa keffaret düsmedigi gibi sefer mesafesinde bir yolculuga çikmasi ile de düsmez.
Orucu Bozup Yalniz Kazayi Gerektiren Seyler
1. Pamuk ve kagit gibi yenmesi mutad olmayan bir sey yutmak,
2. Bir defada çok miktarda tuz yemek,
3. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdegi yemek. Yenmesi alisilmis olan çekirdegi yemek ise keffareti gerektirir.
4. Tas, toprak, demir, altin ve gümüs gibi seyleri yutmak.
5. Içi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunlarin içi olanlari yenildigi takdirde keffaret gerekir)
6. Burnuna ilaç çekmek.
Bu, Ebu Hanife'nin görüsüdür. Buna göre; tedavî maksadiyla igne yaptirmak orucu bozar ve kazayi gerektirir. Çünkü igne vasitasiyla vücuda verilen ilâç iç kisimlara kadar ulasmaktadir.
Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed'e göre; tabiî olan yollar disinda vücudun baska tarafindan açilan bir yoldan içeri giden ilâç orucu bozmadigi için igne yaptirmakla oruç bozulmaz. Çünkü vücuda verilen ilâç agiz gibi tabiî bir yoldan degil, deriden açilan baska bir yoldan verilmektedir.
Ancak, ibadetlerde ihtiyatli hareket etmek esas oldugundan Ramazanda igne yaptirmak zorunda olan kimse bunu mümkünse iftardan sonra yaptirmalidir.
Bu mümkün olmaz da gündüz igne yaptirmak zorunda kalirsa, Imam Ebu Yusuf ile Imam Muhammed'in görüslerini esas alarak orucuna devam eder ve bu orucunu daha sonra kaza etmesi gerekmez.
7. Agzina aldigi boyali iplik gibi seylerin boyasi ile rengi degisen tükürügü yutmak.
8. Bogazina kaçan kar veya yagmuru kendi istegi olmayarak yutmak. (Kendi istegi ile yutarsa keffaret gerekir.)
9. Zorlama ile oruç bozmak.
10. Disleri arasinda nohut tanesi kadar kalan yemek kirintisini yutmak.
11. Abdest esnasinda agzina ve burnuna su alirken kendi elinde olmayarak bogazina su kaçmak.
12. Unutarak yeyip içtikten sonra orucunun bozuldugunu zannederek yeyip içmek.
13. Agiz dolusu kusmak. (Kendi istegi ile).
14. Agiz dolusu gelen veya kendi istegiyle getirdigi kusuntuyu mideye geri çevirmek.
15. Kendi istegi ile içine veya genzine duman çekmek. Kendi istegi ile olmazsa oruç bozulmaz. (Içeri çekilen duman sigara dumani olursa keffaret gerekir.) 16. Günes batmadigi halde-batti zannederek-iftar etmek.
17. Imsak vakti geçtigi halde daha vakit vardir zannederek yemek.
18. Cinsel iliski disinda kadina dokunmak veya öpmek sonucu bosalmak.
19. Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak. (Ramazan orucundan baska bir orucu bozmak sadece kazayi gerektirir.)
20. Ramazan orucuna niyet etmiyerek yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek baslanan orucu bilerek bozmaktan lâzim gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip içtigi takdirde sadece o günün orucunu kaza eder.)
Ancak mazaretsiz olarak ramazan orucunu tutmamak büyük günahtir.
21. Misafir iken oruca baslayip ikamete niyet ettikten sonra yemek.
22. Mukim iken oruca baslayip sefer mesafesi yolculuga niyet ederek bulundugu yerin sinirlarini geçtikten sonra orucu bozmak.
Sayilan bu seylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir.
Bunlardan biri ile orucu bozulan kimse aksama kadar orucu bozacak bir sey yapmamalidir.
Gündüz iyilesen hasta, yolculugu sona eren misafir, ayhali veya lohusaliktan temizlenen kadin, erginlik çagina gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan ayina saygi için günün kalan kisminda oruçlu imis gibi aksama kadar orucu bozacak seylerden sakinmalari uygun olur.
Oruca niyetlenen kadin gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu bozmasi lâzimdir.
Kadin, henüz ayhali olmadan adet günümdür diyerek orucunu bozmamalidir.
Hasta ve yolcu olup da oruç tutmayan kimselerin yemeden, içmeden durmalari gerekmez. Ancak bunlar açiktan degil de gizli olarak yerler.
Orucu Bozmayan Seyler
1. Oruçlu oldugunu unutarak; yemek ve içmek.
Peygamber Efendimiz söyle buyurmustur:
"Bir kimse oruçlu oldugunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasin, (sakin) bozmasin. Çünkü onu, Allah yedirmis, içirmistir."
Unutarak yeyip içerken oruçlu oldugunu hatirlarsa hemen agzini bosaltip yikar ve oruca devam eder. Oruçlu oldugunu hatirladiktan sonra bogazindan asagiya bir sey geçerse orucu bozulur. Bir kimse unutarak yiyen bir oruçluyu gördügünde eger güçlü kuvvetli olup oruca dayaniblen bir kisi ise, oruçlu oldugunu kendisine hatirlatir, zayif ve güçsüz bir kisi ise hatirlatmaz.
2. Bir suya dalip kulagina su kaçmak.
3. Kendi istegi olmayarak bogazina toz ve duman girmek.
4. Kendi istegi olmayarak kusmak.
5. Kendiliginden içeriden gelen kusuntu yine kendiliginden içeriye gitmek.
6. Uyurken ihtilâm olmak (yani uyurken cünüplük hali meydana gelmek.)
7. Dokunma ve öpme olmadan sadece bakmak veya düsünmek sebebiyle bosalmak.
8. Karisini sadece öpmek.
9. Geceleyin cünüp oldugu halde sabaha kadar yikanmayip gündüz yikanmak.
10. Disleri arasinda sahur yemeginden kalan nohut miktarindan az olan kirintiyi yutmak.
11. Agzindaki tükrügü yutmak. Agzindan disari çikip tamamen ayrilan tükrügü tekrar yutmak orucu bozar.
12. Agzina gelen balgami yutmak.
13. Kafasindan burnuna gelen akintiyi içine çekip yutmak.
14. Agzina aldigi (meselâ disine koydugu) ilâcin tadi bogazina varmak.
15. Erkegin tenasül organina ilâç veya su akitmak.
16. Göze ilâç damlatmak.
17. Kan aldirmak.
18. Gözlerine sürme çekmek.
Bu saydigimiz seylerin hiçbirisi orucu bozmaz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

orucu bozan haller 2 sorular


28/8/2009 · Kategori: GUNCEL

 

 


Orucu Bozan ve Bozmayan durumlar

1.Bölüm


 

0. Oruçlu olduğu halde bile bile Cinsel ilişkide bulunmak yada Mastürbasyon yapmak Oruçu bozarmı ?

1. Günaha şeytanlar sebep olduğuna göre, Ramazanda şeytanlar nasıl günah işletiyor?

2. Bazı imsakiyeler, Türkiye gazetesi takviminden farklıdır. Hangisine uymak ihtiyatlı olur?

3. Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı?

4. Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç orucu bozar mı?

5. İstemeyerek ağız dolusu kusmak orucu bozar mı?

6. Tıraş olurken kanayan yere, kanın durması için kantaşı sürmek orucu bozar mı?

7. Bir hastalık sebebiyle de iğne [enjeksiyon] yapılınca oruç bozulur mu?

8. Gündüz uyurken ihtilam olunca oruç bozulur mu?

9. Bir hasta, ilaç alarak, orucunu bozsa, kefaret gerekir mi?

10. Ağızdaki yara için oruçlu iken ilaçla gargara uygun mu?

11. İşyerinde iş gereği toz oluyor, ayrıca sigara içen de oluyor. Bunlar orucuma zarar verir mi?

12. Ramazanda bir kadının muayyen hali zuhur ederse, yiyip içebilir mi? Muayyen hali sona erince, yiyip içmesi günah olur mu?

13. Bir kadın akşamdan yarınki oruca niyet etse, yarın hayzı başlasa o gün oruç tutacak mı tutmayacak mı?

14. Âdetimiz bitince yiyip içmekte mahzur var mı, bir de oruçlu iken âdet gören yiyip içebilir mi?

15. Maliki’yi taklit eden bir kadının hayzı, 7 gün iken 13 veya 15 gün devam etse, on günden sonra, namazını kılması gerekir mi? Oruç işini nasıl yapar?

16. Ramazanda oruç tutarken ağır hastalanan kimseye su vermek caiz midir?

17. Depresyon halinden şuursuz olarak oruç bozunca kefaret gerekir mi?

18. Morfinle dişini çektirdikten sonra, "orucum bozuldu" diye yiyip içene kefaret mi gerekir?

19. Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?

20. Nisaiyeci bir kadın doktora muayene olanın, orucu bozulur mu? Bozulursa, kefaret mi gerekir?

21. Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi?

22. Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi?

23. Omuzlarımda ağrılar için doktor iğne yapılması gerektiğini söyledi. Yapılacak iğne ve sürülecek krem orucu bozar mı?

24. Abdest alırken diş etlerinden kan gelirse abdest bozulur, oruç bozulur mu?

25. Porno film seyrederken, sadece bakarken cünüp oldum, orucum bozuldu mu? Meni, mezi ve vedi nedir? İdrardan sonra kendiliğinden gelen sıvıdan dolayı ne yapmam gerekir?

26. Bel gevşekliği sebebiyle meni (Sperma) gelse, oruç bozulur mu?

27. Nezle olduğum için burnumun içine gelen akıntıyı geri çekip yuttum, orucum bozuldu mu?

28. Ağzıma balgam geliyor, yutuyorum, oruç bozuluyor mu?

29. imsak vakti çok yemek yiyorum. İmsak çıktıktan sonra yemek kaynarken ağzıma geliyor, yutuyorum. Orucum bozuluyor mu?

30. Oruçlu iken burna çekilen su ağzımızdan çıksa oruç bozulur mu?

31. Abdest alınca veya ağzımızı yıkayınca kalan yaşlığı yutmak orucu bozar mı?

32. Tükürüğümüz, dudağımızdan aşağı doğru sarksa, onu yalayıp yutsak oruç bozulur mu?

33. Erkeklerin damla gelip abdest bozulmasın diye idrar yoluna koyduğu pamuk orucu bozar mı?

34. Maliki mezhebini taklit edenlerini idrar yoluna koyduğu pamuk orucu bozar mı?

35. Banyo yapınca, banyoda oluşan buharı teneffüs etmek oruca zarar verir mi?

36. Ramazanda bir insan yatsıdan sonra hanımıyla beraber olsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz deseler uyandıklarında da güneş doğmuş olsa kefaret mi gerekir?

37. Göz damlası orucu bozar mı? Lens ıslakken göze takılırsa oruç bozulur mu?

38. Ramazanda sahurda yatmadan önce dişlerimizi fırçalıyoruz. Ağzımızı yıkamamıza rağmen tadı ağzımızda hissediliyor bu durumun oruca zararı olur mu?

39. Hanefi mezhebine göre "tükürdüğümüz zaman tükürükte tükürükten az miktarda kan olursa" abdest bozulur mu, yutunca oruç bozulur mu?

40. Sigara tiryakisiyim, sigara içmezsem oruç tutmam çok zor. Sigara yakıları var. Bunları koluma koysam, deri nikotini emiyormuş. Orucum bozulur mu?

41. Oruçluyken kulaktan iltihap akması orucu bozar mı?

42. Kan aldırınca oruç bozulur mu?

43. Oruçlu iken kulağa pamuklu çubuk sokmakta mahzur var mı?

44. Buruna ilaç sürmek orucu bozar mı?

45. Jöle, krem, deodorant orucu bozar mı?

46. Oksijen gazı tüpü ile suni hava verilince oruç bozulur mu?

47. Hanımı öpmek orucu bozar mı?

48. Yıkanırken kulağa sabunlu su kaçsa, oruç bozulur mu?

49. Denize girmek orucu bozar mı?

50. Bacağına ameliyatla protez takılan bir hastanın Ramazan ayı içerisinde göründüğü kadarı ile bir ağrısı ve sızısı olmadığı takdirde namaz kılıp oruç tutmasına engel teşkil eder mi?

51. Sabah yatarken susadığımı hissettim ve saatime baktım saati 05.10 geçiyor olarak gördüm. Dikkatli olarak baktığıma eminim. Suyumu içtim ve gayri ihtiyari saate bir baktım ki saat 06.10 çok üzüldüm. İmsak 5,30’du. Orucum bozuldu mu?

52. Astım hastası, mecburiyet halinde ilaç kullanınca oruç bozulur mu?

53. Ventolin, Salbutol gibi ağıza püskürtülen astım ilaçları orucu bozar mı?

54. Astım tabletinin gazını teneffüs etmek orucu bozar mı?

55. Evi haşere için ilaçladım. Bu ilacı teneffüs orucu bozar mı?

56.  Kadın hastalıklarında bir çubukla hap ve fitil veriliyor. Guslü gerektirir mi, orucu bozar mı?

57. Gündüz taharette basuru yıkayıp içeri sokuyorum. Orucum bozuluyor mu?

58. Karşı tarafın ağız salgısını yutmak orucu bozuyor mu?

59. Oruçlu iken alışkanlıktan dolayı rujumu yalıyorum, oruç bozuluyor mu?

60. Oruçlu olduğunu unutup taharette mübalağa ederek içeriye su kaçsa oruca zarar verir mi?

61. Balıkların suyunu temizlerken boğazıma ister istemez su kaçtı orucum bozuldu mu?

62. Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur?

63. Ayak tırnağımda yara var ve bu yaradan gün içerisinde sarı su, irin ve bazen de kan geliyor ve tırnak arasında birikiyor, bunlar tekrar içeri girip orucu bozar mı?

64. İstemeyerek yağmur suyu ağzımıza kaçsa orucu bozar mı?

65. Ben diabet hastasıyım. Kan alıp ölçü aletine koyup şekerimi ölçmem orucu bozar mı?

66. Arı soksa oruç bozulur mu? 

67. Kadın geceden niyet ettiği orucu öğleyin bozsa, öğleden sonra da âdet görse, kaza mı gerekir?

68. Bir arkadaşın migren ağrısı olduğu için ramazan orucunu tutmuyor. Ne yapması lazım?

69. Oruç tutamayan hasta fidyeyi ne zaman verir?

70. Hayzlının, Ramazanda oruç tutması caiz mi?

71. Ramazanda şeytani rüya görülür mü?

72. Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır?

73. Şeker bayramı demek caiz mi?

74. Ele iğne batıp kırığı içinde kalsa orucu bozar mı?

75. Oruçlu iken kalbim ağrıyınca trinitrin alsam kaza mı gerekir?

76. Burna tuzlu su çekmek, ilaç gibi orucu bozar mı?

77. Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır?

78.  Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir?

79. Kalb için, dil altına konup, emilen hap, orucu bozar mı?

80. Hasta, ağzına sık sık su alsa orucu bozulur mu?

81. Hasta, su buharını teneffüs etse orucu bozulur mu?

82. Burun kanı, genizden mideye giderse, oruç bozulur mu?

83. Kulağa kaçan sabunlu su orucu bozar mı?

84. Abdestte su kaçınca yiyip içse kefaret mi gerekir?

85. Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caiz mi?

86. Kadın ve erkeğin ilaç olarak kullandıkları fitil, orucu bozar mı ve guslü gerektirir mi?

87. Burnum kanadı. Bu arada genzime giden kanı yuttum. Orucum bozuldu mu?

88. Buruna sıvı ilaç veya tuzlu su çekmek orucu bozar mı?

89. Kulağı antiseptikli su ile yıkatmak orucu bozar mı?

90. Hasta, su buharını teneffüs etse orucu bozulur mu?

91. Ağrıyan dişe, göze ve kulağa ilaç konsa oruç bozulur mu?

92. Yaraya konan ilaç orucu bozar mı?

93. Epilasyon orucu bozar mı?

94. Oruçlu iken esans koklamak orucu bozar mı?

95. Ağızdaki az bir kanı yutanın namazı ve orucu bozulur mu?

96. Oruçlu iken gusletmek orucu bozar mı?

97. Dudaktaki yaşlığı yutmak orucu bozar mı?

98. Makata konan pamuğun bir kısmı dışarıda kalsa orucu bozar mı?

99. İmsak vakti sona ererken yaraya konan sıvı ilaç, gündüz emilmeye başlasa oruç bozulur mu?

100. Kalb hastasıyım. Bazen çok ağrıyınca hap alıyorum. Ramazanda oruçlu iken ağrı tuttuğunda ilaç alırsam, kefaret gerekir mi? Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç, orucu bozar mı?

101. Diş çektirmek orucu bozar mı?





 

Cevaplar

0. CEVAP

Evet bozulur, kefaret(bedel) ve kaza gerekir.Kefaret şu anlama gelir : Ramazan'da mazeretsiz olarak kasten orucu bozmanın cezası olarak peş peşe tutulan altmış (60)gün oruçtur. Buna gücü yetmeyenler altmış fakiri sabahlı akşamlı doyururlar

1. CEVAP
Günah işlememize yalnız şeytanlar değil, kendi nefsimiz de sebep olmaktadır. Nefsin zararı, şeytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.

2. CEVAP
İhtiyata riayet etmek tedbirli ve temkinli hareket etmek elbette iyi olur. Türkiye gazetesi takvimine göre hareket edilmelidir. Yoksa oruçlar tehlikeye girer. Türkiye gazetesinin hesapları yüz yıldır uygulanan hesaplardır

3.CEVAP
Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır.
[Böyle hurafelere inanmamak için dinimizi öğrenmemiz lazım. Dinimizi doğru öğrenmek için de, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumak gerekir

4. CEVAP
Orucu bozmaz. Çünkü, sağlam deriye sürülen ilaç, deriden içeriye girse de orucu bozmaz

5. CEVAP
Bozmaz. İsteyerek, zorlayarak az bir kusma da orucu bozmaz ise de, ağız dolusu kusmak bozar. Hadis-i şerifte (Kendiliğinden ağız dolusu kusanın orucu bozulmaz. İsteyerek ağız dolusu kusanın orucu bozulur, kazası gerekir) buyuruldu. (Nesai)

6. CEVAP
Hayır, bozmaz

7. CEVAP
Evet bozulur, kaza gerekir. Oruç bu şekilde bozulduktan sonra yiyip içmek, kefareti gerektirmez

8. CEVAP
Hayır, bozulmaz. Uyanınca ilk fırsatta gusledilir. Hadis-i şerifte, (İhtilam olmak orucu bozmaz) buyuruldu. (Beyheki)
Gusletmekle de oruç bozulmaz. Guslederken vücudun içine su girmemesine dikkat etmelidir! İçeri su girerse oruç bozulur.

9. CEVAP
Gerekmez. Çünkü dinimizin bildirdiği bir özürle, yani zaruretle oruç bozulunca yalnız kaza gerekir. Fakat basit bir hastalık için oruç bozmamalıdır!

10. CEVAP
Ağızdaki yara, namazda okumaya mani değilse, ilaçla gargara mekruh olur. Okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır

11. CEVAP
Tozlu, dumanlı şey koklamak, başkasının içtiği sigara dumanı yahut tütsülerin dumanını çekmek orucu bozar. Fakat ağzından veya burnundan boğazına toz, duman kaçsa, oksijen gazı tüpü ile suni hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, oruç bozulmuş olmaz. Unlu işlerde çalışanın sakındığı halde, ağzına burnuna giren un tozları orucu bozmaz. Kömür işinde çalışan kimsenin ağzına, burnuna kömür tozu girse, orucu bozulmuş olmaz. Çünkü bundan sakınma imkanı yoktur

12. CEVAP
Ramazan-ı şerifte, gündüz muayyen hali sona eren kadın, bir şey yiyip içmeden oruçlu gibi durur. Fakat oruçlu iken muayyen hali zuhur eden kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. Ancak oruçluların gözü önünde yememelidir!

13. CEVAP
Hayz başlayınca oruç bozulmuş olur, yer içer

14. CEVAP
Ramazan-ı şerifte gündüz muayyen hali sona eren kadın, bir şey yiyip içmeden oruçlu gibi durur. Fakat oruçlu iken muayyen hali zuhur eden kadının, oruçlu gibi durması gerekmez, yiyip içebilir

15. CEVAP
Maliki'de kan geldiği günler namaz kılmaz. 15 güne kadar böyledir. 15 günden sonra kan gelse de yine namazını kılar. Hanefi'de hayzı 7 gün olduğu için yedi günden sonra kılamadığı namazları kaza eder. Oruçta Maliki’yi taklit etmediğimiz için, Hanefi mezhebine göre hareket edilir. Yani hayzın bittiği yedinci günden sonra oruç tutulur. Hanefi’de olsun, Maliki’de olsun, hayz sebebiyle tutamadığı oruçların hepsini kaza eder

16. CEVAP
Caizdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Oruçlu iken vefat edene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.) [Deylemi]
Ramazan-ı şerif haricinde ölüm halindeki oruçlu hastalara, su vermek müstehaptır.

17. CEVAP
İmsaktan sonra, ezan okunurken, ne yaptığınızı bilmeden orucu bozmuşsanız kaza gerekir. Eğer orucu bozduğunu biliyorsanız, kefaret gerekir. Anlattığınız depresyon halinden sanki şuursuz olarak bozduğunuz anlaşılmaktadır. Şuursuz bozulunca da kaza gerekir.

18. CEVAP
Kefaret gerekmez, kaza gerekir. Bir hastalık sebebiyle de iğne yapılınca oruç bozulur ve kaza lazım gelir. Oruç bozulduktan sonra yiyip içmek, kefaret gerektirmez.

19. CEVAP
Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir

20. CEVAP
Doktor, eldivene herhangi bir ilaç, yağ sürerse, oruç bozulur, sadece kaza gerekir

21. CEVAP
Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur

22. CEVAP
Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tövbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır

23. CEVAP
İğne olmak (enjeksiyon) orucu bozar, kaza gerekir. Hiçbir krem orucu bozmaz

24. CEVAP
Kan ağızdan dışarı çıkarsa abdest bozulur. Yutulursa abdest bozulmaz, fakat bu sefer de oruç bozulur. Tükürükten az ise, oruç da abdest de bozulmaz

25. CEVAP
Sadece bakarak cünüp olunca oruç bozulmaz. El ile veya başka bir şeyle cünüp olmaya yardım edilmişse, o zaman kaza artı kefaret gerekir.
Porno film seyretmek haramdır. Haram işleyenin ibadetleri sahih olur, farz borcundan kurtulur ise de, kazandığı günahlardan dolayı kavuşacağı büyük sevaplardan mahrum kalır. Her haram böyledir.

Cinsel temas sonunda haz ve heyecan içinde, fışkırarak gelen yapışkan sıvıya meni (sperm) denir. Bu gelirse gusül gerekir. Cinsel duygu, heyecan, tenle temas vb. sonunda meni değil de daha az, açık renkli, yapışkan ve fışkırmayan bir sıvı gelirse buna mezi denir; meziden dolayı gusül gerekmez, yalnızca abdest alınır. İdrardan sonra veya başka zamanlarda cinsel etkilenme, haz, uyanma sözkonusu olmadan gelen açık renkli, fışkırmayan, yapışkan ve az miktardaki sıvıya da vedi denir, bu da yalnızca abdesti bozar. Sizinki meni değildir, gusül gerekmez, abdestten sonra gelmiş olursa yeniden abdest alırsınız.

26. CEVAP
Bozulmaz.

27. CEVAP
Bozulmadı

28. CEVAP
Balgamı yutmakla oruç bozulmaz

29. CEVAP
Bozulmaz. Hatta ağzınıza gelen kusmuğun geri gitmesi de orucu bozmaz.

30. CEVAP
Bozulur. Buruna ilaç çekmek gibi su da çekip genze ulaşırsa oruç bozulur, kaza gerekir.

31. CEVAP
Ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı tükürük ile yutmak orucu bozmaz

32. CEVAP
Tükürüp tükürüğümüzü yalarsak oruç bozulur, kaza gerekir. Bahsettiğiniz şekilde olursa oruç bozulmamış olur. Sanki bir kısmı daha ağzımızda oluyor.

33. CEVAP
Orucu bozmaz.

34. CEVAP
Maliki’de pamuk koymak bozmaz. Fakat bozsa bile biz Maliki’yi oruçta taklit etmiyoruz ki. Şafii’de pamuk koymak orucu bozar ama, Şafii’yi namazda taklit edenlerin orucu yine bozulmuş olmaz.

35. CEVAP
Normal su buharı zarar vermez

36. CEVAP
Kaza da gerekmez. Yani oruçları bozulmuş olmaz. İhtilam olanın da orucu bozulmuş olmaz. Fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir. [Daha önceden tedbir alıp cünüp olarak sabahlamamalı

37. CEVAP
İkisi de bozmaz.

38. CEVAP
Hayır olmaz

39. CEVAP
Kan tükürükten az ise dışarı çıkmakla abdest bozulmaz, yutulunca da oruç bozulmaz.

40. CEVAP
Sağlam deriye konan hiç bir yakı, ilaç, krem orucu bozmaz. Emilmesinin önemi yok.

41. CEVAP
Bozmaz.

42. CEVAP
Bozulmaz

43. CEVAP
Şafiide bozar, Hanefide bozmaz.

44. CEVAP
Katı ilaç bozmaz, sıvı ilaç bozar.

45. CEVAP
Hiç birisi bozmaz

46. CEVAP
Teneffüs ettiğimiz hava orucu bozmaz. Tüple verilen oksijen de temiz hava demektir, oksijeni bol hava demektir. İçinde ilaç olsa bozar.

47. CEVAP
Öpmekle orucu bozmaz. Öperken cünüp olursa bozulur. Orucun bozulma tehlikesi varsa öpmek mekruh olur.

48. CEVAP
Bozulmaz.

49. CEVAP: Denize girdiği için değil, su girecek deliklerden içine su kaçtığı için oruç bozulur. Eğer su girmezse oruç bozulmaz.

50. CEVAP
Teşkil etmez. Ayakta kılamazsa oturarak kılar.

51. CEVAP
Evet bozuldu. Sizin kastınız olmadığı için sadece kaza gerekir.

52. CEVAP
Evet bozulur. Sadece kaza gerekir.

53. CEVAP
Bahsettiğiniz ilaçları kullanınca oruç bozulur. Çünkü içinde ilaç vardır. Ama oksijen gazı bozmaz.

54. CEVAP
Sigara dumanı gibi orucu bozar.

55. CEVAP
Az olursa bozmaz.

56. CEVAP
Genelde zevk alınmadığı için guslü gerektirmez. Gündüz kullanılırsa oruç bozulur, kaza gerekir. Pamuk bile konsa, pamuk tamamen içeri girerse oruç bozulur. Yaş parmak girse de oruç bozulur.

57. CEVAP
Dışarıdan içeri su veya herhangi bir şey girerse oruç bozulur. Eğer taharetlendikten sonra, bir havlu ile kurulanırsa basurun içeri girmesi orucu bozmaz

58. CEVAP
Karşı tarafın tükürüğünü, salgısını yutunca oruç bozulur. Eğer bu sevdiğimiz bir kimse ise sadece kaza değil, kefaret de gerekir.

59. CEVAP
Rujun oruca zararı olmaz. Fakat yenirse oruç bozulur. Kaza gerekir.

60. CEVAP
Unutulunca mahzuru olmaz. Unutarak yiyip içmek de orucu bozmaz. Oruçlu olduğunu bilerek taharette mübalağa eder ve içeri su kaçarsa oruç bozulur ve kaza gerekir.

61. CEVAP
Ağza kaçtı ise bozulmaz, boğazdan içeri girmişse oruç bozulur, kaza gerekir

62. CEVAP
Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allah’a sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.

63. CEVAP
Orucu bozmaz.

64. CEVAP
Bozar.

65. CEVAP
Kan aldırmak orucu bozmaz.

66. CEVAP
Bozulmaz.

67. CEVAP
Âdet olmasa idi kefaret gerekirdi. Adet olduğu için kaza gerekir. Bir kimse de orucunu bozsa, sonra oruç tutamayacak kadar hastalansa yine kaza gerekir.

68. CEVAP
Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yiyip içmelidir! Hadis-i şerifte (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir) buyuruluyor. Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın içinde verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen kimse, tutamadığı oruçlarını kaza eder

69. CEVAP
Her zaman verebilir. Ramazanın içinde verilebilir.

70. CEVAP
Hayır.

71. CEVAP
Görülmez. Nefsani rüya görülür

72. CEVAP
Hayır hepsi bağlanır.

73. CEVAP
Bayramdan önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehap olduğu için caizdir

74. CEVAP
Hazım cihazına girmeyince bozmaz.

.75. CEVAP
Evet.

76. CEVAP
Evet. Beyne veya boğaza kaçarsa bozar.

77. CEVAP
Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.

78. CEVAP
Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.

79. CEVAP
Evet. Deri altına iğne ile ilaç zerki gibidir.

80. CEVAP
Yutulmadıkça bozulmaz. Ama böyle yapmak uygun değildir.

81. CEVAP
Ciğerlere giderse bozar.

82. CEVAP
Evet.

83. CEVAP
Bozmaz.

84. CEVAP
Kaza lazımdır.

85. CEVAP
Caizdir.

86. CEVAP
Gündüz kullanırsa oruç bozulur. Fakat guslü gerektirmez.

87. CEVAP
Burundan genze giden kanı veya dişi kanayan ağzındaki kanı yutunca, yani kan mideye gidince oruç bozulur. Sadece kaza gerekir.

88. CEVAP
Beyne veya boğaza giderse bozar.

89. CEVAP
Bozar. İlaçsız su ile yıkamak bozmaz.

90. CEVAP
Ciğerlere giderse bozar.

91. CEVAP
Kulağa damlatılan ilaç orucu bozar. Göze damlatılan ilaç bozmaz. Dişe konulan ilaç, yutulmazsa orucu bozmaz. Hatta ilacın tadı boğazda hissedilse de bozmaz.

92. CEVAP
Yaraya sürülen merhemin, sindirim yoluna gittiği bilinmezse oruç bozulmaz.

93. CEVAP
Bozmaz.

94. CEVAP
Çiçek, esans koklamakla oruç bozulmaz, mekruh da değildir.

95. CEVAP
Az olduğu için bozulmaz.

96. CEVAP
Gusletmekle oruç bozulmaz. Ancak ağızdan, burundan içeri su kaçarsa veya su içine oturulunca veya taharetlenirken içeri su kaçarsa oruç bozulur.

97. CEVAP
Bozmaz.

98. CEVAP
Bozmaz, hepsi içeri girerse bozar.

99. CEVAP
İmsaktan önce konulduğu için bozulmaz.

100. CEVAP
Zaruret olduğu için yalnız kaza gerekir. Sağlam deriye sürülen ilaç, içeriye gitse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilen bozar.

101. CEVAP
Diş çektirmek orucu bozmaz. Eğer diş çektirilirken iğne vurulursa, oruç bozulur. Dişten çıkan kanı yutmakla da oruç bozulur. Ramazan orucunu tutarken iğne vurduranın veya dişinden çıkan kanı yutanın orucu bozulur, gününe gün kaza gerekir, kefaret gerekmez.

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

orucu bozan haller1


28/8/2009 · Kategori: GUNCEL

Orucu bozan şeyler

İlmihâl kitaplarında orucu bozan ve keffâret gerektiren hâller için genel kâide bildirilmiştir. Gıda veya devâ ya'nî ilâç olarak, faydalı birşey yemek, içmek, zevk, keyif veren birşeyi ağızdan almak ve cima' orucu bozar. Orucu bozan bu şeyler, bilerek yapılınca hem kazâ hem keffâret gerekir.

Orucu bozup hem kazâyı, hem de keffâreti gerektiren husûslardan ba'zıları şunlardır:

1- Ramazan ayında oruçlu olduğunu bildiği hâlde ve imsâktan önce niyetli iken, gündüz fâideli birşey yiyip içmek.

2- Sigara içmek.

3- Kan aldırmak ve gıybet etmek gibi orucu bozmadığı iyi bilinen bir şeyden sonra, orucu bozuldu sanarak bile bile yemek.

4- Ramazanın bir gününde, kazâ lâzım olan birşeyi yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasten yine yaparsa keffâret de lâzım olur.

5- Ağzına giren kar, yağmur ve doluyu istiyerek yutmak.

6- Toprak yeme alışkanlığı olan kimsenin, yenmesi âdet olan toprak ve kil yemesi.

7- Az tuz yemek.

8- Oruçlu olduğunu unutarak yiyen kimse, oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra orucu bozulmadığını bildiği hâlde, yine yiyip içerse orucu bozulur. Hem kazâ hem de keffâret lâzım olur.

Orucu bozup sadece kazâ gerektiren hâller

1- Hatâ ile meselâ, abdest alırken boğaza su kaçması.

2- Kulağa yaş, ilâç damlatmak, derideki yaradan içeri girecek ilâç koymak.

3- Vücuda, iğne ile ilâç ve aşı şırınga etmek.

4- Kağıt, pamuk, ot, pişmemiş pirinç, darı, mercimek tanesi gibi ilâç ve gıda olmıyan birşeyi yutmak.

5- Zorlıyarak ağız dolusu kusmak.

6- Dişlerin kanamasında, yalnız kanı veya tükürükle aynı miktardaki karışık kanı yutmak.

7- İmsâk vaktinden sonra, daha gece zannederek yiyip içmeye devam etmek.

8- Güneş battı, ezân okundu zannederek, iftâr vakti gelmeden yimek.

9- Oruçlu olduğunu unutup, yiyip içtikten sonra, orucum bozuldu diyerek, yiyip içmeye devam etmek.

10- İstimna, (mastürbasyon) yapmak. [Uykuda iken ihtilâm olmak orucu bozmaz.]

11- Tahâretlenirken içeri su kaçırmak.

12- Lavman yaptırmak, orucu bozar. Kadınların, kadın hastalıklarından muayenelerinde oruç bozulabilir.

13- Zorla orucu bozdurulmuş olmak.

14- Burna sıvı ilâç damlatmak.

15- Burna kolonya çekmek. Burna çekmeyip sadece koklarsa bir zararı olmaz.

16- Başkalarının içtiği sigara dumanını istiyerek çekmek.

17- Diş çektirmek için uyuşturucu iğne vurdurmak.

18- Astım hastalarının, kriz hâlinde ilâçlı sprey kullanmaları orucu bozar. İlâçsız oksijen gazı bozmaz.

19- Hastaların, dil altından, yutmasa da ilâç alması orucu bozar.

Kalb rahatsızlığı için sağlam deri üzerine konan ve derinin gözeneklerinden emilerek kalbe fayda veren ilâç, sağlam deri üzerine konulduğu için orucu bozmaz.

20- Kadınların ve erkeklerin ilâç olarak fitil kullanmaları orucu bozar. Fakat guslü gerektirmez.

Yorum (yok) Yorum yaz!


19/7/2009 · Kategori: GUNCEL

SELAMÜN LAEYKÜM

DEYERLİ ARKADAŞLARIMIZ KOMİYON ARKADAŞLARIMIZLA CALIŞMAYA BAŞLADIK YENİDEN SİZLERKEYİZ
ACIK ÖRETİM ARAPCA DERSLERİNİ ARTIK HOCALARIMIZ SİZE ÜCRETSİZ SUNACAKLAR YAKINDA BEKLEYİM  VE CEVRENİZDEKİ ARKADAŞLARADA BİLDİRİN Kİ FAYDALANSINLAR


NOT: YETERLİLİK SONUCLARI 27,07,2009 GÜNÜ MEP TE ACIKLANACAK

Yorum (yok) Yorum yaz!

imamlık sınavı


5/6/2009 · Kategori: GUNCEL

Yeterlilik Belge Sınavı tarihi açıklandı. 2009 imamlık sınavı

5/6/2009 · Kategori: GÜNCEL

Yeterlilik Belge Sınavı tarihi açıklandı. Yazdır

Uzun süredir beklenen duyuru nihayet yapıldı.Diyanet İşleri Başkanlığınca Vaiz,Kur’an Kursu Öğreticisi,İmam-Hatip ve Müezzin Kayyımlık için Yeterlilik Belgesi sınavı açıldı.5 Temmuz 2009 tarihinde yapılacak test sınavı sonucunda başarılı olanlar , uygulama sınavına alınacak.

T.C.

BAŞBAKANLIK

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

Sayı        : B.02.1.DİB.0.71.08.902/ 15                                                  02/06/2009    

Konu      : Yeterlik Belgesi Sınavı.

 

D U Y U R U

 

Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin ilgili maddeleri gereğince; Stajyer Vaizlik, Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği, İmam-Hatiplik ve Müezzin-Kayyımlık yeterlik belgesi verilmek üzere aşağıda belirtilen konulardan yazılı, sözlü ve uygulamalı sınav yapılacaktır.

 

05/07/2009 tarihinde yapılacak olan yazılı sınav sonucu başarılı olanlardan sözlü ve uygulamalı sınavda da başarılı olanlara verilecek  olan yeterlik belgesi;

 

1-      KPSS sonucuna göre ÖSYM tarafından göreve yerleştirmelerde,

2-      Halen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi çalışanlardan bu sınavlara katılıp başarılı olanlara verilecek Yeterlik Belgeleri ise, Başkanlığımızca açılacak unvan değişikliği sınavında,

3-      657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre istihdam edilecek sözleşmeli personel alımlarında,

 

kullanılacaktır.

 

A-Sınava katılmak isteyen adaylarda aranan şartlar

 

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun değişik 48. maddesinde sayılan genel şartlar ile birlikte;

 

a) Stajyer Vaizlik için;

 

1- Dört yıllık dini yüksek öğrenim mezunu olmak.

2- Bayan olmak.

 

b) Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği için;

 

1- En az imam-hatip lisesi mezunu olmak.

2- Bayan olmak.

 

c) İmam-Hatiplik için;

 

1- Erkek olup en az imam-hatip lisesi mezunu olmak.

2- İmam-Hatiplik yapmaya mani bir özrü bulunmamak.

 

d) Müezzin-Kayyımlık için;

 

Erkek olup lise veya dengi okul mezunu ve hafız olmak.  (İmam-Hatip Lisesi mezunları için hafızlık şartı aranmaz.)

 

 

B-Başvuru Şekli ve Diğer Hususlar

 

1.      Yeterlik Belgesi yazılı sınavına müracaat edenler 40 TL (kırk TL KDV dâhil) sınava giriş ücretini, EĞİTEK Döner Sermaye İşletmesi’nin T.C. Ziraat Bankası Beşevler/ANKARA Şubesi, Türkiye Vakıflar Bankası Ankara Merkez Şubesi ve Türkiye Halk Bankası Küçükesat Şubelerinden herhangi birine, bulundukları yerlerdeki anılan bankaların şubelerinden “Kurumsal Tahsilât Programı” aracılığı ile 08/06/2009 – 17/06/2009 tarihleri arasında yatıracaklardır.

 

2.      Şartları taşıyanlar müracaatlarını 08/06/2009 ile 17/06/2009 tarihleri arasında internet ortamında www.meb.gov.tr adresindeki “Merkezi Sistem Sınavları” bölümüne girerek başvuruda bulunacaklardır.

 

3.      Adaylar sınav ücretlerini ilgili şubelerin hesaplarına yatırdıktan sonra, sınava giriş belgelerini de 08/06/2009 – 17/06/2009 tarihleri arasında www.meb.gov.tr  adresindeki “Merkezi Sistem Sınavları” bölümüne girerek alacaklardır.

 

4.      Adayların ilgili WEB sayfasından (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) alacakları giriş belgelerinde sınav yeri belirtilecektir.

 

5.      Sınav ücretini yatırmayanlar yazılı sınav için müracaat edemeyecek ve sınav giriş belgesi alamayacaklardır.

 

6.      Sınav ücretinin yatırılması esnasında ilgili dekonta “Diyanet İşleri Başkanlığı Yeterlik Belgesi Yazılı Sınavı” ibaresi mutlaka yazdırılacaktır. Yazdırmayanlar, giriş belgelerini ilgili siteden (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) alamayacaklardır.

 

7.      Bunlar dışında hiçbir hesaba hiçbir şekilde (EFT, Posta Çeki vb.) sınav ücreti yatırılmayacaktır.

 

8.      Adaylar yazılı sınava gelirken “Sınav Giriş Belgesi” ile birlikte kimlik belgelerinden birini de (Nüfus Cüzdanı, Pasaport veya Ehliyet) yanlarında bulunduracaklardır.

 

9.      Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin 14 üncü maddesi gereğince yazılı sınavda başarılı sayılmak için en az 70 puan almak şarttır.

 

10.  Yazılı sınavda başarılı olanların sözlü ve uygulamalı sınav tarihleri ve sınavın yapılacağı yer ayrıca duyurulacaktır.

 

11.  Gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, geçerli puan alsalar dahi sözlü ve uygulamalı sınava alınmayacaklardır.

 

12.  Daha önce yeterlik belgesi almış olanlar başka bir görev için sınava katılabileceklerdir. (Örneğin imam-hatip yeterlik belgesi olan müezzin-kayyımlık yeterlik belgesi için, vaizlik yeterlik belgesi olan  K.Kursu Öğreticiliği yeterlik belgesi için)

 

13.  Halen kamu kurum ve kuruluşlarında Devlet Memuru olarak çalışanlardan duyuruda belirtilen şartları taşıyanlar da istemeleri halinde stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği ve İmam-Hatiplik Yeterlilik Belgesi Yazılı Sınavına katılabileceklerdir.

 

14.  Verilen Yeterlilik Belgesi hangi görev için verilmiş ise o görev için geçerli olacaktır.

 

15.  Adaylar yalnızca bir unvan için yeterlik belgesi sınavına müracaatta bulunabileceklerdir.

 

16.  Başvurusu/sınavı geçersiz sayılan, sınava girmeyen, sınava alınmayan ya da sınavdan çıkarılan, başarılı olamayan, başvuru şartlarını taşımadığı halde sınav ücreti yatırmış olan adayların ödedikleri ücretler kesinlikle iade edilmeyecektir. Ancak; Adayın kendi kusuru dışında idari sebeplerle sınava giremeyen adaylar sınavın ait olduğu yıl içinde ve banka dekontu ödendi makbuzu ile EĞİTEK’e başvuruda bulunduğu takdirde kendisine ücret iadesi yapılabilecektir.

 

17.  Aday, özürlü olması halinde durumunu yukarıda belirtilen adrese (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) bölümüne yapacağı başvuruda belirtecektir.

 

18.  Sınava başvuranlar arasında sınav öncesinde ve sınav anında EĞİTEK tarafından tedbir alınmasını gerektirecek herhangi bir özür durumuna sahip olan aday/adaylar var ise, adaya ait sağlık kurulu raporunun, özürlü kimlik kartının kurum onaylı örneği veya adayın özür durumunun resmi olarak işlenmiş olduğu nüfus cüzdanı örneğinin herhangi birini bir nüsha halinde adayın bağlı bulunduğu kuruma teslim etmesini, bir nüshasını da posta yolu ile en geç 25/06/2009 tarihinde EĞİTEK Ölçme Değerlendirme ve Açıköğretim Kurumları Daire Başkanlığında olacak şekilde gönderilecektir. Bu tarihten sonra EĞİTEK’e ulaşan belgeler dikkate alınmayacaktır.

 

 

C- Sınav Konuları

 

1- Vaizlik Sınav Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, Dini ve Mesleki Kültür, Başkanlık ve Devlet Memurları ile İlgili Mevzuat ve Hitabet,

 

2- Kur’an Kursu Öğreticiliği Sınav Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Siyer ve Ahlâk, Hitabet,

 

3- İmam-Hatiplik Sınavı Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Siyer ve Ahlâk, Hitabet,

 

4- Müezzin-Kayyımlık Sınav Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Ezan ve İkamet,

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yeterlilik Belge Sınavı tarihi açıklandı. 2009 imamlık sınavı


5/6/2009 · Kategori: GUNCEL

Yeterlilik Belge Sınavı tarihi açıklandı. PDF Yazdır e-Posta

Uzun süredir beklenen duyuru nihayet yapıldı.Diyanet İşleri Başkanlığınca Vaiz,Kur’an Kursu Öğreticisi,İmam-Hatip ve Müezzin Kayyımlık için Yeterlilik Belgesi sınavı açıldı.5 Temmuz 2009 tarihinde yapılacak test sınavı sonucunda başarılı olanlar , uygulama sınavına alınacak.

T.C.

BAŞBAKANLIK

Diyanet İşleri Başkanlığı

 

Sayı        : B.02.1.DİB.0.71.08.902/ 15                                                  02/06/2009    

Konu      : Yeterlik Belgesi Sınavı.

 

D U Y U R U

 

Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin ilgili maddeleri gereğince; Stajyer Vaizlik, Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği, İmam-Hatiplik ve Müezzin-Kayyımlık yeterlik belgesi verilmek üzere aşağıda belirtilen konulardan yazılı, sözlü ve uygulamalı sınav yapılacaktır.

 

05/07/2009 tarihinde yapılacak olan yazılı sınav sonucu başarılı olanlardan sözlü ve uygulamalı sınavda da başarılı olanlara verilecek  olan yeterlik belgesi;

 

1-      KPSS sonucuna göre ÖSYM tarafından göreve yerleştirmelerde,

2-      Halen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi çalışanlardan bu sınavlara katılıp başarılı olanlara verilecek Yeterlik Belgeleri ise, Başkanlığımızca açılacak unvan değişikliği sınavında,

3-      657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre istihdam edilecek sözleşmeli personel alımlarında,

 

kullanılacaktır.

 

A-Sınava katılmak isteyen adaylarda aranan şartlar

 

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun değişik 48. maddesinde sayılan genel şartlar ile birlikte;

 

a) Stajyer Vaizlik için;

 

1- Dört yıllık dini yüksek öğrenim mezunu olmak.

2- Bayan olmak.

 

b) Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği için;

 

1- En az imam-hatip lisesi mezunu olmak.

2- Bayan olmak.

 

c) İmam-Hatiplik için;

 

1- Erkek olup en az imam-hatip lisesi mezunu olmak.

2- İmam-Hatiplik yapmaya mani bir özrü bulunmamak.

 

d) Müezzin-Kayyımlık için;

 

Erkek olup lise veya dengi okul mezunu ve hafız olmak.  (İmam-Hatip Lisesi mezunları için hafızlık şartı aranmaz.)

 

 

B-Başvuru Şekli ve Diğer Hususlar

 

1.      Yeterlik Belgesi yazılı sınavına müracaat edenler 40 TL (kırk TL KDV dâhil) sınava giriş ücretini, EĞİTEK Döner Sermaye İşletmesi’nin T.C. Ziraat Bankası Beşevler/ANKARA Şubesi, Türkiye Vakıflar Bankası Ankara Merkez Şubesi ve Türkiye Halk Bankası Küçükesat Şubelerinden herhangi birine, bulundukları yerlerdeki anılan bankaların şubelerinden “Kurumsal Tahsilât Programı” aracılığı ile 08/06/2009 – 17/06/2009 tarihleri arasında yatıracaklardır.

 

2.      Şartları taşıyanlar müracaatlarını 08/06/2009 ile 17/06/2009 tarihleri arasında internet ortamında www.meb.gov.tr adresindeki “Merkezi Sistem Sınavları” bölümüne girerek başvuruda bulunacaklardır.

 

3.      Adaylar sınav ücretlerini ilgili şubelerin hesaplarına yatırdıktan sonra, sınava giriş belgelerini de 08/06/2009 – 17/06/2009 tarihleri arasında www.meb.gov.tr  adresindeki “Merkezi Sistem Sınavları” bölümüne girerek alacaklardır.

 

4.      Adayların ilgili WEB sayfasından (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) alacakları giriş belgelerinde sınav yeri belirtilecektir.

 

5.      Sınav ücretini yatırmayanlar yazılı sınav için müracaat edemeyecek ve sınav giriş belgesi alamayacaklardır.

 

6.      Sınav ücretinin yatırılması esnasında ilgili dekonta “Diyanet İşleri Başkanlığı Yeterlik Belgesi Yazılı Sınavı” ibaresi mutlaka yazdırılacaktır. Yazdırmayanlar, giriş belgelerini ilgili siteden (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) alamayacaklardır.

 

7.      Bunlar dışında hiçbir hesaba hiçbir şekilde (EFT, Posta Çeki vb.) sınav ücreti yatırılmayacaktır.

 

8.      Adaylar yazılı sınava gelirken “Sınav Giriş Belgesi” ile birlikte kimlik belgelerinden birini de (Nüfus Cüzdanı, Pasaport veya Ehliyet) yanlarında bulunduracaklardır.

 

9.      Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin 14 üncü maddesi gereğince yazılı sınavda başarılı sayılmak için en az 70 puan almak şarttır.

 

10.  Yazılı sınavda başarılı olanların sözlü ve uygulamalı sınav tarihleri ve sınavın yapılacağı yer ayrıca duyurulacaktır.

 

11.  Gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, geçerli puan alsalar dahi sözlü ve uygulamalı sınava alınmayacaklardır.

 

12.  Daha önce yeterlik belgesi almış olanlar başka bir görev için sınava katılabileceklerdir. (Örneğin imam-hatip yeterlik belgesi olan müezzin-kayyımlık yeterlik belgesi için, vaizlik yeterlik belgesi olan  K.Kursu Öğreticiliği yeterlik belgesi için)

 

13.  Halen kamu kurum ve kuruluşlarında Devlet Memuru olarak çalışanlardan duyuruda belirtilen şartları taşıyanlar da istemeleri halinde stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği ve İmam-Hatiplik Yeterlilik Belgesi Yazılı Sınavına katılabileceklerdir.

 

14.  Verilen Yeterlilik Belgesi hangi görev için verilmiş ise o görev için geçerli olacaktır.

 

15.  Adaylar yalnızca bir unvan için yeterlik belgesi sınavına müracaatta bulunabileceklerdir.

 

16.  Başvurusu/sınavı geçersiz sayılan, sınava girmeyen, sınava alınmayan ya da sınavdan çıkarılan, başarılı olamayan, başvuru şartlarını taşımadığı halde sınav ücreti yatırmış olan adayların ödedikleri ücretler kesinlikle iade edilmeyecektir. Ancak; Adayın kendi kusuru dışında idari sebeplerle sınava giremeyen adaylar sınavın ait olduğu yıl içinde ve banka dekontu ödendi makbuzu ile EĞİTEK’e başvuruda bulunduğu takdirde kendisine ücret iadesi yapılabilecektir.

 

17.  Aday, özürlü olması halinde durumunu yukarıda belirtilen adrese (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) bölümüne yapacağı başvuruda belirtecektir.

 

18.  Sınava başvuranlar arasında sınav öncesinde ve sınav anında EĞİTEK tarafından tedbir alınmasını gerektirecek herhangi bir özür durumuna sahip olan aday/adaylar var ise, adaya ait sağlık kurulu raporunun, özürlü kimlik kartının kurum onaylı örneği veya adayın özür durumunun resmi olarak işlenmiş olduğu nüfus cüzdanı örneğinin herhangi birini bir nüsha halinde adayın bağlı bulunduğu kuruma teslim etmesini, bir nüshasını da posta yolu ile en geç 25/06/2009 tarihinde EĞİTEK Ölçme Değerlendirme ve Açıköğretim Kurumları Daire Başkanlığında olacak şekilde gönderilecektir. Bu tarihten sonra EĞİTEK’e ulaşan belgeler dikkate alınmayacaktır.

 

 

C- Sınav Konuları

 

1- Vaizlik Sınav Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, Dini ve Mesleki Kültür, Başkanlık ve Devlet Memurları ile İlgili Mevzuat ve Hitabet,

 

2- Kur’an Kursu Öğreticiliği Sınav Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Siyer ve Ahlâk, Hitabet,

 

3- İmam-Hatiplik Sınavı Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Siyer ve Ahlâk, Hitabet,

 

4- Müezzin-Kayyımlık Sınav Konuları:

Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Ezan ve İkamet,

Yorum (yok) Yorum yaz!

1000 Yıllık Mutluluk Bilgisi Kutadgu Bilig'den 50 Kişisel Ge


30/5/2009 · Kategori: GUNCEL

1000 Yıllık Mutluluk Bilgisi Kutadgu Bilig'den 50 Kişisel Gelişim Dersi


Kutadgu Bilig ve Yusuf Has Hacib
11. yüzyılın başlarında bugünkü Kırgızistan sınırları içinde yer alan Balasagun'da doğan Yusuf Has Hâcib, asil bir aileye mensuptur. Balasagun'da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılında Kaşgar'da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan İbn Süleyman Arslan Hakan'a sunmuştur. Bir siyasetnâme veya bir nasihatnâme olarak nitelendirilebilecek Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hâcib'in ve içinde yetiştiği çevrenin ilmî ve felsefî birikimi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir.
Kutadgu Bilig, her iki dünyada da mutluluğa kavuşmak için gidilmesi gereken yolu göstermek maksadıyla yazılmıştır. Yusuf Has Hâcib'e göre, öteki dünyayı kazanmak için bu dünyadan el etek çekerek yalnızca ibadetle vakit geçirmek doğru değildir; çünkü böyle bir insanın ne kendisine ne de toplumuna bir yararı vardır. Oysa başkalarına yararlı olmayanlar ölülere benzer; bir insanın erdemi, ancak başka insanlar arasındayken belli olur. Asıl din yolu, kötüleri iyileştirmek, cefaya karşı vefa göstermek ve yanlışları bağışlamaktan geçer. İnsanlara hizmet etmek suretiyle faydalı olmak, bir kimseyi, hem bu dünyada hem de öteki dünyada mutlu kılacaktır.
Yusuf Has Hâcib bu yapıtında bilimin değerini de tartışır. Ona göre, alimlerin ilmi, halkın yolunu aydınlatır. İlim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve insanlığa doğru yolu gösterir. Bu nedenle alimlere hürmet göstermek ve ilimlerinden yararlanmaya çalışmak gerekir. Eğer dikkat edilirse, bir alimin ilminin diğerinin ilminden farklı olduğu görülür. Mesela hekimler hastaları tedavi ederler; astronomlar ise yılların, ayların ve günlerin hesabını tutarlar. Bu ilimlerin hepsi de halk için faydalıdır. Alimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.
Kutadgu Bilig'den 50 Mesaj
1- Akıl senin için iyi ve yeminli bir dosttur. Bilgi senin için çok merhametli bir kardeştir.
2- Allâh'a sığın, onun emrine itaatsizlik etme!
3- Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.
4- Allah'tan ne gelirse ona râzı ol!
5- Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık.
6- Bir insan bütün dünyaya tamamen sahip olsa bile, sonunda dünya kalır; onun kısmetine ancak iki top bez düşer.
7- Bu dünya renkli bir gölge gibidir, onun peşine düşersen kaçar; sen kaçarsan o seni kovalar.
8- Bu dünyanın kusuru bin, meziyeti ise birdir. İnsan bunu nasıl geçirirse, o öyle geçer.
9- Bütün iyilikler bilginin faydasıdır. Bilgi ile göğe dahi yol bulunur.
10- Büyüklük taslayan kibirli ve küstah adam, tatsız ve sevimsiz olur; kibirli insanın itibari günden güne azalır.
11- Eğer kendine candan bağlı birisini arıyorsan, sözün kısası, kendinden daha candan birini bulamazsın.
12- Dâima iyilik yap ki kendin de iyilik bul.
13- Doğan ölür, ondan eser olarak söz kalır. Sözünü iyi söyle, ölümsüz olursun.
14- Elini uzatarak gökteki yıldızları tutsan ve başın göğe değse bile, sonunda sen yine yerdesin.
15- Ey asil insan! İnsanlığı elinden bırakma; insanlığa karşı daima insanlıkla muamele et.
16- İşi adaletle yap, buna gayret et; hiçbir zaman zulüm etme; Allah'a kulluk et ve O'nun kapısına yüz sür.
17- Hangi iş olursa olsun, sen onu tatlı dille karşıla; her işte tatlı dil kullanırsan saadet sana bağlanır.
18- Hiçbir işte acele etme, sabırlı ol, kendini tut; sabırlı insanlar arzularına erişirler.
19- Diline ve gözüne sahip ol, boğazına dikkat et; az ye fakat helal ye.
20- Hangi işe girersen, önce sonunu düşün; sonu düşünülmeyen işler, insana zarar getirir.
21- Başkasının zararını isteme, kendin de zarar verme; hep iyilik yap, kendi heva ve heveslerine hakim ol.
22- Bak, doğan ölür; ondan, eser olarak, söz kalır; sözünü iyi söyle! Ölümsüz olursun.
23- İnsanın bunca zahmet çekmesi hep boğazı ve sırtı içindir; mal toplar, yiyemez; öldükten sonra da vebali altında kalır.
24- Ey nimet sahibi olan kimse, şükret. Şükredene Tanrı nimetini artırır.
25- İnsan nadir değil, insanlık nadirdir. İnsan az değil, doğruluk azdır.
26- İnsanın bunca zahmet çekmesi hep boğazı ve sırtı içindir. Mal toplar, yiyemez; öldükten sonra da vebali altında kalır.
27- Çok mal aç gözlüyü doyurmaz. Ecel gelince pişman olur, fakat artık işini yoluna koyamaz.
28- Akıl bir meşaledir. Kör için göz, ölü vücut için can, dilsiz için sözdür.
29- Kötülük edersen, kötülüğün karşılığı pişmanlıktır. Elinden gelirse, kötülüğün inadına iyilik yap.
30- Çok dinle fakat az konuş. Sözü akıl ile söyle ve bilgi ile süsle.
31- Fenalık cahillikten doğar, hastalıklar kötülükler hep aynı noksanlıktan ileri gelir. Fakat tedavi ile hastalara şifa verilebilir; terbiye ile kötüler iyi edilebilir; okumak yoluyla da bilgisizlere bilgi verilmiş olur.
32- Gönlünü ve dilini doğru tut!
33- Gurur faydasızdır, o insanları kendinden soğutur. Alçak gönüllülük ise insanı yükseltir.
34- Halka faydalı ol, onlara zarar verme!
35- Her mahlûk kendi nasibini alır. Yürüyenler yiyeceklerini ve uçanlar da yemlerini bulurlar.
36- Her sözü söz diye ağzından çıkarma. Lüzumlu olan sözü düşünerek ve ihtiyatla söyle.
37- Her bakımdan tam zengin olmak istersen, kanaatkâr ol. Böylece kendi nasibini elde etmiş olursun.
38- Huzur istersen zahmet ile birlikte gelir. Sevinç istersen kaygı ile birlikte bulunur.
39- İşe acele ile girme, sabır ve yavaş davranarak hareket et. Acele yapılmış olan işler yarın pişmanlık getirir.
40- İnen yükselir, yükselen iner, parlayan söner ve yükselen durur.
41- İnsan, binlerce yaşasa, arzu ettiği şeylere kavuşsa bile, yine dileği bitmez.
42- İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur. İnsanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider.
43- İnsanların seçkini insanlığa faydalı olan insandır. Halk nazarında muteber kimse, merhametli olan insandır.
44- İyi hareket et, kötülerin zararlarını ortadan kaldır!
45- Kara toprak altındaki altın, taştan farksızdır. Oradan çıkınca, beylerin başında tuğ tokası olur.
46- Kimin sana biraz emeği geçerse, sen ona karşılık daha fazlasını yapmalısın.
47- Menfaat sandalyeye benzer; başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan seni yükseltir.
48- Öfke ve gazapla işe yaklaşma; eğer yaklaşırsan, ömrü heder edersin.
49- Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esirdir.
50- Yalnız kendi menfaatini gözeten dosta gönül bağlama. Fayda görmezse, sana düşman olur, ondan vazgeç.

Halil İbrahim Bereketi
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrâhim... Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış. Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, pay eder, bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya.
Halil:
- İbrahim kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki ağabey, demiş İbrahim.
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye. O gidince, düşünmüş İbrahim "Ağabeyim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine…" diye.
Ve kendi payından bir miktar atmış onunkine.
Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim, önce sen doldur da taşı ambara.
- Peki ağabey!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşmüş yola. O gidince, Halil düşünmüş bu defa. "Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp para biriktirip ev kuracak." Böyle düşünerek, kendi payından onunkine atmış birkaç kürek. Velhasıl, biri gittiğinde diğeri aktarırmış kardeşinin payına. Birbirlerinden habersiz etmişler akşamı. Bakmışlar ki buğdaylar bir türlü bitmiyor, hatta azalmamış bile.
Bu kadar iyi yürekli iki kardeşin hiçbir işi ters gitmemiş. Ürünleri bereketli, dostlukları ise hep hayırlı olmuş.
"Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir. Birbiri için çabalayan bu bereketin adı ise "Halil İbrahim" bereketid

Yorum (yok) Yorum yaz!

MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER...


26/3/2009 · Kategori: GUNCEL

MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER...
T

Ülkücü Hareket
'Kollarım açık olarak, üzerime omuzumdan bir kalas bağladılar, -T- şeklini aldım. Bir sandalyenin üzerine çıkartıldım. Kalas tavanda bir yere çengellere asıldı, sandalye altımdan çekildi, havada sallanarak boşlukta kaldım. O şekildeyken küçük parmağımdan ve tenasül uzvundan elektrik verdiler...'


ÇEKTİĞİM İŞKENCELERE İSYAN ETMELİYDİM

12 Eylül öncesinde Türkiye’nin her tarafında sıkıyönetim olduğu halde, neden olaylar önlenemedi de 12 Eylül sabahı, ne kadar örgüt varsa hepsi bir gecede yakalandı? Bunların isimleri, adresleri belli olduğuna göre neden o güne kadar beklendi? General Bedrettin Demirel “İhtilale bir yıl önceden karar vermiştik, ama henüz olgunlaşmamıştı.” demişti. O bir yıl içinde sağcı solcu binlerce genç hayatlarını kaybetti, binlercesi de suçlu duruma düştü. Buna neden izin verildi? Cevapları verilmeyen o kadar çok soru, o kadar değişik işkence metotları ve hesabı dürülmeyen o kadar çok işkenceci oldu ki. Sorularımızı unuttuk, bari yaşananları hatırlayalım dedim.

İhtilalin kaçıncı günü alındınız?

Şubat ayının sonuna kadar teslim olmadım. “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” diye bir dava organize edildi. Bize teslim ol çağrıları yapıldı. Kızılay’da bir büroda kalıyordum. Bir gün kapım çalındı. Ben “Üzerimi giyiyorum” diye seslenince, “Namahrem misin ya!” diye bağırarak kapıyı kırdılar. Zeki Kaman adlı bir komiser, “Yazıcıoğlu, nasıl bulduk seni!” dedi. Kapının önüne çıktık. Her taraf sarılmış. Arabanın oraya geldiğimde, birkaç taraftan vurdular. Arabada darp yapmak istediler, karşı koydum. Dürüst Oktay adlı başkomiser, “Dokunmayın, biz teslim ettikten sonra ne yaparlarsa yapsınlar” dedi. Atatürk Öğrenci Yurdu’nun önünde gözümü bağlayıp ellerimi kelepçelediler. Başka bir ekibe devrettiler. Ama gerçekte devir miydi, yoksa o süsü mü verdiler, anlayamadım. Bir nizamiyeden geçtiğimi anladım. Kolumdan tutarak indirdiler. Daha orada sağımdan solumdan arkamdan tekme atmaya başladılar.

Bağırıyor musunuz o anda?

Hayır, yalnız “kolumu bırakın” diye direndim. Arkadan enseme vuruldu, kafam bir yere çarptı ve alnımdan aşağıya doğru ılık ılık kan aktı. Hakaret ede ede, vura vura götürdüler, ayakkabılarımı, çorabımı çıkarttılar. Bir kalasın üzerine sırt üstü yatırıldım ve iple bağlandım. O zamanki, Ülkü Ocakları’da , MHP Gençlik Kolları’nda görev yapmış ama henüz yakalanmamış olan kişileri soruyorlardı.

Aklınızdan ne geçiyordu?

Kendi vicdanımda doğru kabul ettiklerimin dışında bir şeyi asla kabullenmeyeceğim. Gerekirse bir ülkücü işkence masasında ölür. Böyle bir psikolojiyle karşı koyuyorum. Beni yatırır yatırmaz serçe ve ayak parmaklarımdan devreyi tamamlayacak şekilde cereyan verdiler. Bundan çok etkilenmedim. Sonra bütün çamaşırlarımı çıkarttılar. O zaman haya duygusuyla direnmeye başladım ve orada ilk hatayı yaptım. Çünkü yapılandan etkilenmiş olduğumu anladılar.

Eyvah!

Kollarım açık olarak, üzerime omuzumdan bir kalas bağladılar, -T- şeklini aldım. Bir sandalyenin üzerine çıkartıldım. Kalas tavanda bir yere çengellere asıldı, sandalye altımdan çekildi, havada sallanarak boşlukta kaldım. O şekildeyken küçük parmağımdan ve tenasül uzvundan elektrik verdiler. İşkenceden ziyade soyundurulmuş olmaktan etkilendiğim anlaşıldığı için, sonraki sorgulara soyundurularak alındım.

Bunları yapan asker mi, polis mi?

Polis ve askerden oluşan karma bir tim olduğu kanaatindeyim. Zaten askerî savcıların kontrolünde, askerî bir ortamda yapılıyor. Sonra beni askıdan indirip bir demir parmaklığa götürdüler. Bileklerimden panele kelepçelediler. Yan odada da sorgulama yapılıyor, işkence sesleri geliyor. Orada herkese “komutanım” demek zorundaydık..

Onlar size nasıl sesleniyor?

Bizim adımız da “lan”. Bir ara omuzuma bir ot yastık kondu. Çok rahatladım. Herhalde birisi bana iyilik yaptı dedim. Ama bir müddet sonra yastık ağırlaştı.. Dedim ki, “Şu yastığı öbür tarafa kor musunuz?” “Yasak lan” dedi. Anladım ki yastık da işkencenin bir parçası. Yemek yok. Su içmek yasak: Bir, psikolojik baskı gerekçesi olarak. Bir de cereyana verildiğimiz için, vücut susuz kalıyor, ani bir su içme halinde iç kanamadan ölümler meydana geliyormuş. Bazı arkadaşlarımızın tuvalet ihtiyacı için gittiğinde, oraya buraya dökülmüş sulardan eliyle alıp yaladıklarını biliyoruz. Bizi soyundurdukları zaman, üzerimizden bir kova su dökülüyor. Vücudumuzda elektrik akımı gezdirildiğinde o su, her tarafımızı birden etkiliyor. Ayaklarımızın altına falaka vuruldu. Bir arkadaşımız, araba lastiğinin içinde sıkıştırılarak döndürüldü. Yüzlerce arkadaşım işkenceyi benden çok daha ağır yaşadı.

Bahçelievler katliamından da sorgulandınız mı?

Evet. “Konuyla ilgili bilgim yok” dedim. “Haluk Kırcı’yı tanıyor musun?” diye sordular. “İsmini duydum ama ilişkim yok.” dedim. Ağzımı bantladılar, içeriye bir kişi getirip sordular: “Muhsin Yazıcıoğlu’yla nerelerde buluştun?” O da “Ankara’ya geldiğimde Ülkü Ocakları Genel Merkezi’ne gittim, şöyle oldu, böyle oldu” diye anlatmaya başladı. Onu dışarıya çıkarttılar, benim ağzımı açtılar. “Şimdi söyle lan” dediler. Dedim ki: “Bu kişi kim bilmiyorum. Gözlerimi açın. Yüzleşelim. Söyledikleri doğru değil.”

İddiası ne?

İşte diyor ki “Ben Bahçelievler olayından sonra Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanına gittim, kendisi bana ne yapacağımı sordu. “Beyrut’a gitmek istiyorum” dedim. O benim Antalya’ya gitmemi önerdi.” Dolayısıyla beni, o olayla ilişkilendirmiş oluyor. Sonra ikimizi yüzleştirdiler. “İsmi ne bu arkadaşımızın?” dedim. “Haluk Kırcı” dediler. Dedim ki “Haluk bu söylediklerin olmadı. Ben seninle hiç görüşmedim. Niçin bunları söylüyorsun?” Bu sefer benim dizlerime postallarla vurarak, “Yönlendirme” dediler. Sonra ona döndüler, “Evet Haluk sen ne diyorsun?” dediler. Dedi ki: “Ben Muhsin Yazıcıoğlu’nu hiç görmedim.” Bu sefer beni hemen kaptıkları gibi dışarı çıkarttılar, sonra Haluk’un feryatları içerden geldi. Bu defa onu askıya aldılar. Orada yirmi günden fazla kaldım.

Geceleri hücrede mi yatıyorsunuz?

Hep sandalyede bağlı oturuyoruz. Hiç yatmadık 20 gün. Sonra, Haluk Kırcı ile savcının önünde karşı karşıya geldik, gözlerimiz açık. Beni görür görmez, “Abi özür diliyorum. Bana ısrarla ifadende, Muhsin Yazıcıoğlu’na yer vereceksin dediler. Ben de nasıl olsa yakalanmamıştır, sırf oradan bir an evvel çıkayım diye bunları söyledim.” dedi.

Siz onu, Bahçelievler katliamının sorumlusu olarak mı tanıyorsunuz o zaman?

Hayır, basında çokça çıktı ama ben onun katil olduğunu düşünmüyorum. Bakın, ben geriye giderek bir olayı daha ifade edeyim. İşkence 12 Eylül öncesinde de yaşandı. 1979’da beni yine evden aldılar. Mamak’ta 2,5 metrekarelik bir hücreye koydular. Mazgalı da kapalı. Dört gün sonra kapı açıldı, biri geldi, gözümü bağladı. Kollarımdan tutup bir yere götürdü. “Evet Yazıcıoğlu, dışarıda ne oldu biliyor musun?” dedi. “Bilmiyorum”, dedim. “İhtilal oldu. Türkeş de başka bir yerde sorgulanıyor, senin gibi. Hepiniz toplandınız” dediler. “Hayırlısı olsun” dedim. “Hasanlar Kıraathanesi diye bir yer hatırlıyor musun?” dediler. “Yok” dedim. “Hani Seyranbağları’nda bir baskın yapıldı” dediler. “Ha evet” dedim, “Hatırlıyorum. Sivas’a giderken Yozgat civarındaydım, arabanın radyosundan Seyranbağları’nda bir kıraathanenin basıldığını ve orada birkaç kişinin öldüğünü dinledim. Hemen Ankara’yı aradım: Bu neyin nesi, bizimle bir ilgisi var mı? Onlar da hayır bizimle bir alakası yok dediler” dedim. “Sen bu olayla ilgili birisine görev verdin mi?” dediler. “Hayır”, dedim. “Çağırın şu vatandaşı” dediler. İçeriye birisi alındı. “Anlat bakayım oğlum” dedi birisi. O dedi ki: “Ben bir gün genel merkeze geldim, genel başkan seni çağırıyor dediler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanına çıktım. ‘Şu anda solcuların lideri Hasanlar Kıraathanesi’nde oturuyor. Gidin onu halledin’ dedi bana. Ben de yanıma bir arkadaşı aldım, gittim. Masadakilerin hepsini vurdum. Sonra da geri döndük, Yazıcıoğlu’na görevimizi yaptığımızı söyledik.” Onu dışarı çıkarttılar. Sorguyu yapan “Şimdi söyle bana Muhsin” diye sordu. Ben de “Böyle bir şey söz konusu değil. Neye dayanarak bunları söylüyor. Beni yüzleştirin” dedim. Beni epey zorladılar. Sonra beni Ankara Emniyeti’ne götürürlerken kelepçe vuran bir görevli, bana bir sempati gösterdi. Ondan cesaretlenerek, “Dün beni nereye götürdüler?” diye sordum. “Cezaevi müdürünün odasına götürdüler”. “Kim vardı?” dedim, “Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden bir baş komiser vardı” dedi.

Kim o?

Dürüst Oktay.

12 Eylül’de de sizi alan kişi

Evet. Emniyette beni bir hücreye koydular. Orada da askıya alındım, işkence gördüm, cereyana verildim. Sonra savcılığa götürülürken benden emir aldığını söyleyen delikanlı ile göz göze geldik. Mehmet Ali Aksümer diye bir genç. “Abi çok özür diliyorum. Benim bacağımda yaram var. Kangren ederiz yaranı dediler, yaramı sıktılar. Bana işkence yaptılar. Seninle ilgili ifade vermem için zorladılar. Önüme birkaç tane olay koydular. Bu olaylardan birisini üstlenmemi ve seni suçlamamı istediler. Ben de bu olayı kabul ettim” dedi. “Ne biliyorsan söylersin savcıya” dedim. “Ben” dedi, “O olay olduğu tarihte cezaevindeyim.”

Ha onun için onu seçmiş ki, daha sonra kanıtlayabilsin.

Evet. Hamdi Sevinç diye bir askeri savcının karşısına çıktık. Çocuk söylediklerini savcıya anlatmasına rağmen dikkate almayıp tutukladılar beni. 38 gün, Mamak Askeri Cezaevi’nde tecrit hücresinde kaldım. Sonra, yüksek mahkeme dosyamı inceledi, bu çocuğun o tarihlerde cezaevinde olduğuna dair belgeler geldi, beni bıraktılar. Burada önemli bir ayrıntı daha var. O arada simit satan bir çocuk, bu Mehmet Ali Aksümer’i teşhis ediyor, “Katliamı bu yaptı” diyor. Sonradan onun da bir emniyet piyonu olduğu anlaşıldı. Ancak, düşünüyorum da bu Mehmet Ali Aksümer olay tarihinde cezaevinde olmasaydı, ortada bir tanıklık olduğu için Muhsin Yazıcıoğlu idam edilmişti.

Sizin bir de kafes hikayeniz vardı.

Mamak Cezaevi’nde kafes diye bir yer var. Üç tarafı demir parmaklıklarla çevrili. Biz de girdik o kafese. Her hareket için izin almak zorundasınız. İzinsiz oturduğunuz için coplanıyorsunuz. İster bir kişi ol, ister yirmi kişi, belli saatlerce kalk, rahat, hazır ol, yerinde say, uygun adım marş. Kafesin içinde dört dönüyorsunuz. Ayağını şaşırttın. “Gel bakayım”, dayak. “Niye gözüme baktın? Tavana bakacaksın” dayak. Solcular da, ülkücüler de aynı kafeste. Konuşmak yasak. Kesinlikle, sağına soluna bakamıyorsun. Sadece önüne bakacaksın. Çağrıldığın zaman tavana bakarak gideceksin.

Kafeste marş söyletiliyor mu?

Evet. İzmir Marşı, Eskişehir Marşı. Saat 16’da İstiklal Marşı söylettiriliyor. Tuvalet ihtiyacınız oldu, uygun adım marşla gidiyorsunuz. Ben bunu yaşamamak için hiç tuvalete gitmek istemedim. Sonra koğuşa gönderildim. 51 kişiyiz, 7’si ülkücü, gerisi sol gruba mensup. Nöbetleşe karavana almaya gidiliyor. Orada sorular soruyorlar. Cevap veremeyenler ve bağırarak söylemeyenler dayak yiyor. Zemin 1-2-3 diye bir koğuş var Mamak’ta. Orada kalanlardan birinde tetanos çıktı, birine verem teşhisi kondu. Dilekçeler yazdırıyorlar diyorlar ki: “Bu koğuş sağlıksızdır, kapatılsın.” Hiç cevap verilmiyor. Bir gün, Kenan Evren, Erzurum’da konuşma yapıyor. Megafondan da cezaevine dinletiyorlar. Evren diyor ki, “Bizi denetlemeye hakları yok. Biz bağımsız bir devletiz.” Halbuki o konuşma sırasında cezaevi içinde Avrupa’dan gelen İnsan Hakları Komitesi dolaşıyor. Ülkücüler, “Kendi devletimizi yabancı birisine şikayet etmeyiz” diyorlar. “İşkence oldu mu?” deyince, “Türk devleti işkence yapmaz. Bu bizim iç sorunumuzdur” diye milli bir duyarlılıkla konuşuyorlar.

Bunun adı milli duyarlılık değil ki. Suça ortak olmak.

Yabancılara şikayeti onurumuza yediremiyoruz. Bu milli gururumuzu incitiyor. Uzun süre şikayet etmemekte direndik. Ama bir gün, İnsan Hakları Komitesi koridordan geçerken bizim çocuklardan birisi, Almanca olarak “Zemin 1-2-3’ü kontrol edin” diye bağırdı. Heyet duruyor, kapıyı açtırıyor. O koğuşa giriyorlar, sadece bir kokluyorlar ve diyorlar ki: “Bu koğuşta insan yaşayamaz, kapatılsın.” 45 dakikada koğuş kapatıldı. Ondan sonra başka bir psikolojiye kapıldık. Yani kendi devletimize, hukukumuzu koruması için yaptığımız müracaatlara cevap verilmiyor, ama dışarıdan biri geliyor ve bunu kapattırıyor. O olay, yaşadığımız işkencelerin mutlaka anlatılması gerektiğini ortaya çıkarttı. Ama biz yine de ailelerimize işkence gördüğümüzü söylemedik.

Üzmemek için mi?

Üzmeyelim diye. Ama sol grup, böyle değil. Annesiyle görüş kabinine girdiği anda feryadı basıyor. Onlar da hemen oradan çıkıyor, Başbakanlık’ın önüne gidiyorlar. Aileleriyle ellerini arkada tutarak görüşüyordu arkadaşlarımız, şişlikleri görmesinler diye. Ben hiç ailemi ziyarete istemedim. Sadece açık görüşte, bayramlarda benim ailem geldi. Bizde yaşadıklarımızı abartma değil de, azaltma gibi bir özellik var. Genel olarak bir ülkücü karakteri bu. Ben cezaevinde arkadaşlara yazı yazın, şiir yazın dedim. Bir kompozisyon yarışması verdim. Orada kader konusunu inceleyeceksiniz dedim. Cezaevindeki arkadaşlarımız içersinden edebiyatçı, şair, roman yazarı çıkmalı. Bunları yalnız onlar yazabilir. Ancak, tevekküle sahip olan birisinin acılarını dışarıya yansıtabilmesi, o acılarından şikayet ederek bir roman, bir hikaye, bir şiir çıkartması son derece zordur.

Bunu bir eksiklik olarak görüyor musunuz?

Biz elbette kaderimize değil ama yaşadıklarımıza isyan etmeliydik. Bu kadere isyan değildi ki. Kadere karşı gelmek değildi.

Bir hamlık vardı o zaman hepinizde.

Aslında bu hayat görüşünde bir hamlık değil. Başkalarının hayatını sona erdirmek Allah’ın iradesindedir. İşkence, zulüm, dinimizin reddettiği bir eylem. Haksızlık ve adaletsizlik kabul edilmeyecek bir yaklaşım. Tabii bunu kendimiz yapmadığımız için başkasının yapmasını da istemiyoruz, karşı çıkıyoruz. Fakat dışarıya feryat ederek, ağlamak, sızlamak, bağırmak, çağırmak da onurumuza yediremediğimiz şeyler.

Bunun altında biraz kibir de var ama...

Kibir mi dersiniz, gurur mu dersiniz yoksa bu feryadı da aşağılanma gibi algılayan bir psikoloji mi? Biz bu kötü muamelelerin hepsini beraber yaşadık. Sola ne yapılmışsa, bize de aynısı yapıldı. Ama solda isyan kültürü var. Bu isyan kültürünün getirdiği tahrikle karşı tarafta çatışma ortamına daha fazla girme eğilimi var.

Size işkence yapanlarla daha sonra hesaplaştınız mı?

Hayır. Yedi buçuk sene kaldım içerde. Zeki Kaman, beni ilk yakalayan komiser haber gönderdi, “Kesinlikle ben işkence yapmadım. Dürüst Oktay yaptı“ diye. Dürüst Oktay haber gönderdi bazı kişilerle, “Ben yapmadım, Zeki Kaman’lar yaptı” diye. İkisi de birbirlerini suçladılar. Sonra Zeki Kaman gece rüyasına girdiğimi, çocuklarını okula gönderemediğini, korktuğunu, kesinlikle ilgisinin olmadığını söyledi. Ben de “Biz hukuk dışında asla bir şey düşünmeyiz. Çocuklarına yönelik en küçük bir kaygı içerisinde bulunmamalıdır. Çocukları okullarına gitsin.” diye haber gönderdim. Ama herhalde vicdanı çok rahat etmedi, bir trafik kazasında çok ciddi şekilde ağır yaralandı, arkasından da, vefat ettiğini duydum.

Dürüst Oktay?

O hâlâ görevli.

Hiç yüz yüze gelmediniz mi?

Hayır.

Bana niye bunu yaptın, ne hissettin, bunu nasıl yapabildin, sen insan mısın vs. demek istemediniz mi?

Bunlar sorulmalı, hala soruyoruz ama ben yasanın dışında bir şey düşünmedim. Yasal yönden de yapacağımız kadarın yaptık. İkisi hakkında dava açtım ama bunu nasıl delillendireceksiniz? Ben savcılığa başvurdum. Mahkemeye gelen doktor raporlarında kafamda bir yarık, parmağımda yanık izi, ayak tırnağımın deforme olduğu, kollarımın altında, omuzumda çürümelerin olduğu yazılmış. Ama mahkeme “Bunların işkenceden dolayı bir iz olduklarına dair delile rastlanmamıştır” diyor. O zamanki savcı Nurettin Soyer’in, işkence sırasında yüzünü gördüğümü, gözlerim bağlıyken ayakkabısı ve pantolonunu gördüğümü, sonra bir ara falaka sırasında yüzünü gördüğümü ifade ettim. “Peki bunu delillendirebilir misin?” diyorlar. Ben kiminle delillendireyim?

Beraat ettiler.

Beraati bırakın, soruşturma bile açılmadı. Yargılanmadılar. Ben koğuşa geldiğimde kapıya çıkartılıyordum Mamak’ta. Dışarıya güneşe karşı oturtuluyorum. Ayaklarımın altını güneşe tutuyorlar. Ayaklarımın altı üç defa kavladı benim. Her tarafımdan cerahatler akmaya başladı.

Niye öyle yapıyorlar?

Tedavi olsun diye! İşkenceden geldiğim için cereyandan dolayı susuz kalıyordu vücudumuz, bir de ayaklarımızın altına vurulduğu için onlar böyle yapıyordu.

Yine de inanamıyorum, niye yüzleşmek istemediniz? Yani kaba kuvvet göstermek durumunda değildiniz. Gel bakayım, ilaç mı alıyordun, ne düşünüyordun demediniz. İşkence öğretiliyor herhalde. Yahut ilaç mı veriyorlar onlara?

Bilmiyorum. 79’da Ankara Emniyeti’ne götürülürken kapının önünde benim kolumdan tuttu bir polis, dedim ki “Benim kolumdan tutma. Ben Türk gençliğini temsil ediyorum. Hırsız değilim, terörist değilim, vatan haini değilim.” O zaman bir komiser dedi ki: “Bırak kardeşim dokunma, zaten bıraksan da kaçmaz.” Asansöre bindim aynı polisle, yukarı çıkıyoruz. “Sen kolundan tutulamaz adam mısın?” dedi. Hiç seslenmedim, gözüne baktım sadece. “Bakma gözüme” dedi. Sonra da geldi bir başka görevli, “Dokunma kardeşim, sen buraya kadar getirirsin, buraya teslim ettiğine göre seni ilgilendirmez” dedi. 12 Eylül’den sonra C 5’teyim. Birden bire mideme güm güm vuruldu. Bütün organlarım ağzımdan çıktı zannettim. Sonra dedi ki vuran: “Bir zamanlar kolundan tutulamazdı.”

–Aa aynı adam!

–“Sen” dedi, “Bir zamanlar kartaldın. ‘Kolumdan tutulamaz’ dedin.” Gitti geldi, fırsat buldukça vurdu bana. O “Bir zamanlar kolundan tutulamazdı” sözü, 79’u hatırlattı. O zaman kolumdan tutan kişi, sarı, yüzünde çiller bulunan, uzun boylu, saçları dökük, asker tıraşı gibi saçlarını tıraş eden bir polisti.

Öğrendiniz mi sonra kim olduğunu?

Öğrenemedim. Şöyle bir örnek daha vereyim. İstiklal Marşı söylenecek. Hep beraber sıraya geçiriliyoruz. Diyorlar ki, “İstiklal Marşına başla.” Topluca söylüyoruz ama bağırarak söyleyeceksiniz. Birisi elinde copla dürtüklüyor. Şimdi ben İstiklal Marşı için hayatını vermeye hazır birisiyim. Bana İstiklal Marşı zorla söylettiriliyor.

Bu müthiş bir paradoks

Evet. Ben bunun için mücadele ettiğime inanıyorum. Kavgaya bu değerin korunması için girmişim. Ama bana İstiklal Marşı söylettirilmek için cop kullanılıyor. Ben diyorum ki kendime, bunu bağırarak söylesem, korkudan söylemişim gibi algalınır, söylemesem, o zaman darba maruz kalıyorum. Böyle bir ikilem yaşıyorum. Hücrede yatan devrimci bir arkadaşa dedim ki, “Ben senin yerinde olsam çok rahat olurdum. Mesela Rusya’da esir düşsem, Enternasyonal Marşını söyletmek isteseler söylemem. İşkence yapsalar dayanırım, direnirim. Bunun için gerekirse sürünürüm. Söyletemez kimse bana. Ama burada bana İstiklal Marşımı sanki cop kullanarak söyletiyorlar. Bunu içime sindiremiyorum. Sesini hiç çıkartmadı. İstiklal Marşı benim de marşımdır demedi. İstiklal Marşı söylememekten dolayı mahkemeye giden arkadaşlarımız oldu. Hakim bile anlayamıyor bunu. Aslında anlıyor ama sonuçta önüne gelen dosyaya göre davranıyor.

Bütün bu yaşadıklarınızı, Türkiye’de işkencenin bütünüyle ortadan kaldırılması için dava haline getirmemek, bir ufuksuzluk, dar görüşlülük değil mi?

Hayır. Bununla ilgili belli çabalarım oldu dışarı çıktıktan sonra. Ankara’da Abdi İpekçi Parkında ölüm orucu tuttu ailelerimiz. Bunları duyurmak için. Cezaevinde biz açlık grevi yaptık. Tabii ölüm orucu inançlarımıza ters geldiği için biz yapmıyoruz. İnsanın başkasına zulmetmesi ne kadar yanlışsa, kendisine zulmetmesi de aynı derecede yanlış. O yüzden açlık grevi yaptık. Avukatlarımız aracılığıyla haber gönderdik dışarıya ama hiçbir gazetede yayınlattıramadık. Taha Akyol, o zaman Tercüman’da yazıyordu. Haber yolladım ona, dedim ki, hiç olmazsa aileleri karşısına çıkartılıp, Türk’üm, doğruyum, çalışkanım diye ilkokul çocuklarına söylettirilen marşları çocuklarının karşısında nasıl söylediklerini yazsınlar. Onun üzerine Taha Akyol köşesinde yazdı. Sonra ben bu muamelelere maruz kalmış çocukların hukuki durumlarını takip etmek üzere vakıf oluşturdum. Her fırsatta, Meclis’te olduğumuz dönem içerisinde de işkencenin tümüyle ortadan kaldırılması gerektiğini söyledim.

Manisalı Gençler Davası’nda sesinizi çıkardınız mı?

Çıkarttım. Kimsenin işkence yapmış olmaktan dolayı hukuka veya başka bir gerekçeye sığınarak kendisini mazur göstermesini asla kabul etmediğimizi, orada en azından bu talimata direnmesi gerektiğini ifade ettik. Ben cezaevindeyken de solcuların işkence görmesine dayanamayıp, bağırdığım. Solcular için hücrede yattım

Nasıl oldu?

Tecrit hücrelerinde yatıyoruz. Bir gün sol görüşe sahip birini hücrenin içerisinde yatırdılar. Ayağını kapının demir parmaklığı arasından dışarı çıkarttılar. Ayaklarının altına vuruyorlar. Önce hiç sesi çıkmadı. Ondan sonra ufak ufak sesler çıkmaya başladı, sonra bağırmaya başladı. Onun üzerine ben bağırdım hücremden. “Yetti be, yeter artık!” dedim. Geldiler, kapımı açtılar. “Sen ne diyorsun?” dediler. Dedim ki: “Yeter artık, insanız biz.” Kaptılar beni götürdüler. Komutanların karşısına çıkardılar. Bir tanesi dedi ki: “Allah Allah sen Muhsin Yazıcıoğlu’sun öyle mi? Sen niye askere karşı geldin?” Olayı anlattım. “Sana ne?” dedi. Dedim ki: “Ben insanım, biz insanız.” O da diyor ki: “Bu, senin dışarıda dövüştüğün adam.” Ondan sonra da hücre cezasına çarptırıldım.

Sizce işkenceciler özel olarak mı yetiştiriliyor?

Şili’yle ilgili bir film seyretmiştim. O filmde, bir cezaevi yaşantısı gösteriliyordu. Onu seyredince, sanki Mamak’ta biz yaşıyormuşuz gibi hissettim. Demek ki bu daha global bir proje. Türkiye’de de herhalde sorgulama metotları ile ilgili eğitimi bizimkiler biraz dışarıdan alıyor. 12 Eylül öncesinde sağcıları sorgulamak üzere özel bir grup, solcuları sorgulamak üzere özel bir grup oluşturulmuştu. İhtilalden sonra da Ankara’da solcular başka bir yerde sorgulandı, sağcılar Mamak’ta C 5’te sorgulandı. Başka yerlerde de benzeri şeyler yapıldı. Onun için ülkücülerle ilgili görevlendirilmiş polislerde ideolojik husumet de arandı. O bakımdan tesadüfen seçilmiş kişiler olduğu kanaatinde değilim. İşkenceci portresini, işkencecinin kendisine tarif ettirmek lazım. Yani bu her insanın yapabileceği bir iş değil. “Ben kamu görevlisiyim, bana söyleneni yapıyorum” diyemez bir insan. Akşam gidince nasıl çocuklarıyla oturacak, nasıl yemek yiyecek? Yani sağlıklı oldukları kanaatinde değilim. Eğer bütün yaptıklarına rağmen sağlıklı kalabildiyse o zaman bir arıza var onda demektir.

Yani arızalı adamları mı tek tek buldular, yoksa onları senelerce eğittiler mi?

Tabii sistematik bir şey bu, münferit değil. Ben sistematik olarak yetiştirildikleri, eğitildikleri kanaatindeyim.

Şu anda nedir durum?

Şu anda Emniyet’te bir hayli düzelme olduğunu görüyorum. Ama işkencenin tamamen bitirildiğini söylememiz mümkün değil. Yer yer buna benzer şikayetler ulaşıyor.

Kafanızdaki soyut devletle, hayatın somut devleti arasındaki fark, sizi nasıl etkiledi? Bir deprem yaşadınız mı? Biz kandırılmışız dediniz mi?

Yani öpmek istediğimiz bir el tarafından dövüldüğümüz hissine kapıldık mı? Ben aslında öpmek istediğim bir el gibi görmedim. Mücadele hayatımda da, bir yerin görevlisi değildik biz. Spontane bir şekilde çıkmışız, köyden gelmişiz, bir mücadelenin içerisinde kendimizi bulmuşuz. Üniversitelerde, sokaklarda kamplaşmalar oluşmuş. Adeta tam bir milli refleks içinde, yaşamak, okumak için mücadele etmek mecburiyetinde görüyorsunuz kendinizi. Nasıl ki göz kapaklarınız iradeniz dışında herhangi bir tehlikeyi gördüğünde refleks gösterirse, bir milleti de bir vücut gibi gördüğünüzde, onun tabii refleksleri içerisindedir milliyetçiler, ben böyle görüyorum.

Gerçekten devletin sizleri kullandığı hissine kapılmadınız mı?

Kullanıldığınız kavramı biraz ağır buluyorum; ama istismar edildiğimizi görüyorum. Bütün gençlik istismara uğramıştır. Bir zamanlar okullara sığmadık, mahallelere sığmadık, şehirlere sığmadık, Türkiye’ye sığmadık, birbirimizi sığdırmadık. Ama arkasından iki buçuk metrekarelik hücrelere sığdık. Dışarıda birlikte yaşayamayanlar, hücrelerde birlikte yaşamaya mecbur oldular. Dışarıda birlikte yaşamanın yolunu bulamayanlar, hücrede birlikte yaşamanın kültürünü geliştirebildiler. Onun için yeni gençliğe benim tavsiyem, nüansları derinleştirerek farklılığa dönüştürmek ve onları bir çatışma sebebi yapmak yerine, nüanslarımızı zenginlik sayarak, fikirlerimizi, yaşama tarzlarımızı birbirimize dayatmadan, birlikte yaşamanın yolunu bulmak zorundayız.

Ruhunuzda ve bedeninizde ne tür etkiler bıraktı işkence?

Öncelikle müthiş bir tecrübe birikimi oluşturdu, çok acı olsa da. Çünkü kendi bedenlerinde işkenceyi yaşamış, haksızlığı yaşamış insanlar olarak, işkencenin olmadığı bir dünyayı sağlamak istemek ve bunun için, gerekirse her türlü fedakarlığı göze almak kültürünü geliştirdi.

Bu olumlu kısmı, olumsuza gelelim.

Herhalde bunlar bedenimizde zaman içerisinde çıkıyor. Bazı arkadaşlarımız çok erken yaşlarda bunun tahribatlarını yaşıyorlar. Ben bedenen çok şükür sağlıklıyım. Belki iç dünyamızı diri tutan, bizim bir özelliğimiz olan inançlarımızdan kaynaklanan bir sabır kültürü var. İnançlarımız bizi öbürlerinden çok daha fazla korumuştur. Mesela ben beraber yattığım Dev–Genç genel başkanına diyordum ki, şimdi senin işin benden daha zor. Sen cezaevinden çıktığın zaman elli yaşına gelmiş olacaksın, ondan sonraki durumun ne olacak, evlenecek misin, çocukların olacak mı, bütün bunları düşünüyorsun. Çünkü o sabaha kadar çok fazlaca uyumadan kalırdı. Ben kalkıyorum, seccademi seriyorum. Namaza durduğumda başka bir âleme gidiyorum, burada yaşamıyorum. Beni tedavi eden böyle bir avantajım var. Bu da ruhi tedavi imkanı veriyor bize. Dolayısıyla bu ağır travmaya rağmen, hem bedenen, hem de ruhen sağlıklı kaldığımı düşünüyorum.

İşkenceyi önlemek için öneriniz var mı?

İşkenceyi bir metot olmaktan çıkartmak ve en ağır şekilde suç kapsamına sokulmasını sağlamak için bütün siyasi kadrolara çağrıda bulunuyoruz. Onunla ilgili yasal düzenlemeleri Türkiye zaten büyük ölçüde yapma çabası içinde. Ama, bu konu daha somut bir şekilde, Avrupa’nın bir talebi, dışarının bir dayatması olarak değil, Türkiye’nin hem devlet ve hem de millet meselesi olarak ele alınmalı. Cezaevinden çıktıktan sonra, Konya’da bir arkadaşımızın düğününe gitmiştim. Hemen cezaevinden çıktıktan sonraki dönem. Akşam oturduk konuşuyoruz. Hanımlar bir taraftalar, beyler bir tarafta. Sabaha kadar sohbet ettik. Tabii epeyce gülüşmeler falan oldu. Sordular sabahleyin hanımlar, “Niye o kadar güldünüz?” Dedi ki arkadaşlar: “Mamak’ta yaşadıklarımızı anlattık.” “Allah Allah, bizi niye o kadar ağlattınız peki?” Şimdi yaşanmış olan öyle şeyler var ki, çok aşağılayıcı, ruhen ezici şeyler. Ama sonradan anlatırken gülünüyor. Mesela komutan koğuşa girdiğinde demir parayı atıyor yere. Orda duran birine diyor ki “onu al”. Parayı almak için ranzanın altına girmesi lazım. Ranzanın altına girdiği zaman da copla dövüyorlardı.


 
Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.

Re: MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER... (Puan: 1)
Yayınlayan: surgun Tarih: 30.07.2005 Saat: 15:01
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
baskanim ALLAH senden razi olsun ALLAH sizlerden razi olsun
sana ihtiyacimiz var baskanim sizin gibilere ihtiyacimiz var baskanim.....
TANSU kadar delikanli olamayan isci partisi yalaklarindan biz biktik usandik artik
RABBIM SANA UZUN OMUR SAGLIK VERSIN BASKANIM



Re: MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER... (Puan: 1)
Yayınlayan: azapaskeri Tarih: 31.07.2005 Saat: 03:00
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Ülkücü Hareketin lideri MUHSIN YAZICI OGLU degildir.Bir zamanlar bizimle idi,yoruldu,kaldi.Gitti baska yerlerin oldu,ancak Ülkücülügündeki hizmetlerini saygiyla aniyor,hatirasini yasatiyoruz.



Re: MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER... (Puan: 1)
Yayınlayan: NESET Tarih: 31.07.2005 Saat: 03:23
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder | Günlük) http://kurdunmekani.sitemynet.com
ah be yazicioglu güzel de birde partiyi ortada b1rak1p gitmeseydinde sende bizimle olsaydin



Re: MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER... (Puan: 1)
Yayınlayan: turkunogluyum (turkunogluyum@otukenim.net) Tarih: 31.07.2005 Saat: 19:44
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
yeniçağ gazetesine yaptığ buı röportajı hatırlıyorum..ama hatırladığım diğer bir roportaj ise fettullah gülenin 3 cd den oluşan dinler arası diyalog u öven ve okullarının reklamını yapan cd de vermiş olduğu roportaj dı..iki ayrı yazıcı oğlu..hangisi doğru hangisi yanlış bilmiyorum..12 eylül namı diğer KARA EYLÜL de kimler zulüm görmediki..maşa evren şimdi yaptığı İHANET in zevkini cıbıl manken resimleri modern adıyla nü resimleri yaparak çıkarıyor..kimsede hesap sormuyor..!!



Re: MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER... (Puan: 1)
Yayınlayan: turkogul

Sayın, Muhsin YAZICIOĞLU' nun ERBAKAN’ la ilgili söylediği sözleri hatırladım çok üzüldüm; Müslüman zannettiği Erbakanın sözlerini hatırlayalım; Bu sözleri söyleyene müslüman denip denmeyeceğini Sayın YAZICIOĞLU çok iyi bilirler yinede hatırlatalım;

1) “Refah partisinden olmayanlar patates inindendir, “ (Sivas sıcakçermik)

2) “Ref ahtan başka İslam yoktur.” (Düzce Konuşması)

3) “Refaha oy vermeyenin Haccı kabul olmaz,” (Sivas sıcakçermik)

4) “Zekatı bize vermezseniz kabul olmaz.” (Sivas sıcakçermik)

5) “Refahcı olmayanın nikahı sahih olmaz” (Sivas sıcakçermik)

6) “Yahudi ve Hıristiyanlarla Müslümanlar eşittir.” (RP. 4. olağan kongresi)

7) “Burada bir veli varmış, Refaha hizmet mi etti de, Veli oldu.” (Bolu konuşması)

Sayın YAZICIOĞLU Biz bu kişinin bu sözlerle İslam dışında olduğunu söylüyoruz. Siz de söyleyebiliyormusunuz? Bizim için önemli çünkü savunduğunuz kişinin hali bu cevabınızı bekliyoruz

Yorum (yok) Yorum yaz!

Evlilik Belgeseli (indir)


22/3/2009 · Kategori: GUNCEL

Evlilik Belgeseli (indir)

Yorumlar (1) ::: Yorum Yaz ! ::: Bağlantı


Yunus Emre Şiir Albümü



Seslendirme: Engin Noyan, Hayri Küçükdeniz, İbrahim Sadri, Sacit Onan, Yusuf Ziya Özkan

Tür : Klip

Yapım : 2008

Süre : 41:44

Büyüklük : 300 MB

Ebatlar : 640x368

Format : AVI

Linkler :

Rapid Share : Part 1 İNDİR - Part 2 İNDİR - Part 3 İNDİR

Veoh : Full İZLE/İNDİR

Mega Video : Full İZLE

Yorum (yok) Yorum yaz!

MEVLİT KANDİLİ MESAJLARI KANDİL MESAJLARI


8/3/2009 · Kategori: GUNCEL

 EY GÜNAHLARI BAGIŞLAYAN ALLAHIM BİZİ VE SEVDİKLERİMİZ İ KORU CEHENNEM AZABI TATTIRMA .BU MUBAREK MEVLÜT KANDİLİNDE ŞANLI PEYGAMBERİNİN DOĞDUĞU GECEDE BİZLERİ AFFET YARAB...............






Bugün ellerini semaya gönlünü Mevlaya aç, bugün günahlardan olabildiğince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç çünkü bugün kandil, kandilin mübarek olsun.

Gül bahçesine girenler gül olmasalar da gül kokarlar. Kainatin en güzel gülünün kokusunun üzerinizde olmasi temennisiyle... Iyi Kandiller..



Duaniz kabul, ameliniz makbul hizmetiniz daim olsun. Saadetiniz kaim olsun. Kandiliniz kutlu olsun.



Dertlerimiz kum tanesi kadar küçük, sevinçlerimiz Nisan yagmuru kadar bol olsun. Bu mübarek geceniz sevapla dolsun. Kandiliniz mübarek olsun.



Bugün ellerini semaya gönlünü Mevla'ya aç, bugün günahlardan olabildigince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç. Çünkü bugün kandil, kandilin mübarek olsun.



Bu günlerin feyzi üzerinize, rahmeti geçmisinize, bereketi evinize, nuru ahiretimize, sicakligi yuvamiza dolsun. Kandiliniz mübarek olsun..



Bu gece kulun yalvaris ve yakarislarini Yüce Mevla'ya sunacagi ve O'nun sonsuz affindan, merhametinden, iyiliginden bol bol yararlanacagi umut, huzur ve müjde gecesidir. Kandiliniz hayirli olsun!


Borçlarimizdan, ceza ve günahlarimizdan kurtulmak için bu gece dua edelim.. Allah affeden ve bagislayandir, unutmayalim.. Eller semaya kalkip, yürekler bir atinca bu gece, gözler sevinç yaslariyla dolacak.. Kandiliniz mübarek, dualariniz kabul olsun!


Bir kandil gülü savur sevdiklerine, size onlardan gülücükler getirsin öyle içten öyle samimi ol ki göz yaslarini bile tebessüme çevirsin. Kandiliniz mübarek olsun.

Bakiler sevgiler adina nice dilekler vardir. Ölümü bile ayirir saymayan gönüller vardir. Mesafeler araya set çekmisse ne çikar, dualarda birlesen gönüller vardir. Hayirli kandiller..



Avuçlarin açildigi, gözlerin yasardigi, ilahi esintilerin kalpleri oksadigi anin bir asra bedel oldugu bu gece dualarda birlesmek dilegiyle kandilinizi kutlarim.


Allah'in rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül günesiniz hiç solmasin, yüzünüz aydin olsun, kabriniz nur dolsun, makaminiz Firdevs, dualariniz kabul olsun. Kandiliniz kutlu olsun..


Size karanfilin sadakatini, sümbülün bagliligini, meneksenin tevazusunu, lalenin gururunu, leylegin saadetini versek, bize de dua eder misiniz? Mevlüt kandiliniz mübarek olsun..


Talihiniz gözleriniz kadar berrak, kaderiniz bakisiniz kadar güzel, umudunuz yarin kadar yakin, yarininiz askiniz kadar mutlu, askiniz Mevlüt kadar mukaddes, dualariniz istediginiz gibi makbul olsun.


Gün vardir, bin yildan uzun gelir bize, bir yil vardir bir günden kisa gelir bize. Bire bin yazilan bu gecede dua edelim Rabbimiz'e. Hayirli kandiller..


Kulun Rabbine yakın olduğu gecelerin en önemlisi? Kendisine dua edenleri geri çevirmeyen, günahları bağışlayan, her şeyi bilen, gören ve duyan Yüce Allah tüm dualarımızı kabul etsin.


Kalpler vardir ,sevgiyi yasatmak için,Insanlar vardir, dostlugu paylasmak için,Mubarek günler vardir, Beraberce kutlamak için..


Ümit ederiz ki bu mübarek gece, zor günler geçirdigimiz; fakat gelecek adina umutla dolu oldugumuz su dönemlerde yeniden bir uyanisa vesile olur.Mevlüt kandiliniz mübarek olsun..


Yagmur yüklü bulutlar gibi gelen, etegindeki hayir cevherlerini basimiza bosaltan ve bizlere mutluluk veren kandilin, büyüsüne kapilmaniz dilegiyle. Nice kandiller.



Gecenin güzel yüzü yüregine dokunsun, seytan senden uzakta, melekler basucunda olsun, günes öyle bir geceye dogsun ki dualarin kabul kandilin mubarek olsun.




Talihiniz gözleriniz kadar berrak, kaderiniz bakisiniz kadar güzel, umudunuz yarin kadar yakin, yarininiz askiniz kadar mutlu, askiniz Mevlüt kadar mukaddes, dualariniz istediginiz gibi makbul olsun.





BU MUBAREK GECEDE DUALARINIZIN KABUL VE MAKBUL OLMASI DILEKLERIMLE MEVLUT KANDILINIZI KUTLAR SIZE VE SEVDIKLERINIZE HAYIRLARA VESILE OLMASINI DILERIM.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::